HAYIRLI BEREKETLİ, UZUN ÖMÜRLER

Sinirlenmem Sabırlıyımdır
Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi, sert kış koşullarına rağmen musluklardan akan ve içilen Menderes suyu, bahçelerinde yetişen bol çeşit sebze ve meyvesi, çeşitli hayvansal ürünle beslenen yaşlılarının iyi bakıldığı, en mutlu yaşadığı bölgeler arasında yer alıyor. Bu mutlu yaşlılardan biri de 104 yaşındaki Hatice Başol. Onun uzun ömür sırrı ise sinirlenmemesi ve sabırlı olması… “Önüme ne konsa yerim” diyen Başol, “Hiçbir sorunum yok” diyor.
DİNAR ilçesi arpa, buğday, nohut, ayçiçeği, mısır, şekerpancarı, haşhaş, patates, elma, vişne, armut, üzüm, ceviz ve daha pek çok besin kaynağı açısından zengin bir ilçe. Hayvancılık ve arıcılık da yapılan ilçede, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve toprağın verdiği ürünler Dinarlıların ömrüne ömür katıyor. Ömrüne ömür katanlardan biri de Hatice Başol…
104 yaşındaki Başol, yazları köydeki evinde yaşarken, kışları Dinar merkezdeki yeğeninin evinde geçiriyor. 25 yıl önce eşini kaybeden Başol, “Bir tek ben varım. Arkadaş yok. Zor ama netcen, sabır etcen. Her derde bulunur deva, ölüm neden sana çare bulunmaz?” diyor.
ÖNÜME NE KONSA YERİM
Uzun yaşamanın bir sırrı olup olmadığını sorduğumuz Başol, “Yemeği severim. Önüme ne konsa yerim. Sütlaç çok severim. Hiçbir sorunum yok. Bir tek gözlerim az görmeye, kulaklarım az duymaya başladı. Ama aklım başımda az çok” diyor. Gençliğinde terzilik yapan Başol, “Sinirlenmem ben, sabırlıyımdır” diyor. Okuma-yazma bilmekle gurur duyan Başol, “Ben imzamı atabilirim, göstereyim mi?” diye soruyor. 55 yıl boyunca iyi geçindiği eşini kaybedince çok üzüldüğünü anlatan Başol, “Kocamı severdim. Beni sakınır, korurdu. Güzellikle gitti” diyor.
BELEDİYENİN GERONTOLOĞU
Uzun ömürlü insanları bol olan Dinar ilçesinin Belediye Başkanı Saffet Acar, yaşlılarla ilgili planlarını anlattı. Saffet Acar, “Dinar’ın oksijeni bol havası, insan vücudu için gerekli olan tüm mineralleri bulunduran ve çeşmeden akan suyu, doğal ürünlerinin uzun yaşama etkisi büyük” diyor. Gerontologlarının (yaşlılık uzmanı) bulunduğunu belirten Acar, “90 yaşının üzerinde çok yaşlımız var. Bütün yaşlılarımızın envanterini tutuyoruz. Ulusal Sosyal ve Uygulamaları Gerontoloji Derneğimiz var. Planımız yaşlı bakımevi veya Alzheimer evi yapmak. Sabah evlerinden yaşlıları alıp akşam yine evlerine bırakmak. Burada yatırılacak, banyosu yaptırılacak, yaşıtlarıyla zaman geçirecek. Yakınları tatile veya başka nedenlerle gitmesi gerektiğinde konaklamalı misafirimiz olacaklar” diyor.
SEHER YELİ ÖMÜR KATTI
MUSTAFA Demir’in nüfus kâğıdına göre yaşı 93 ama kendi “95 varımdır ben” diyor. Mavi gözlerinden ötürü lakabı “Gökgöz Mustafa”. Dört evlat büyüten Demir bunlardan 71 yaşındaki Osman ve ailesinin yanında kalıyor. Felç olan eşine 17 sene bakan, 5 yıl önce de kaybedince çocuğunun yanına gelen Demir, “17 gün değil, 17 sene baktım. Baktım yemin olsun… Her adam bakmaz. Karıma bakarken 3 de ineğe baktım. Kendim sağdım. Yoğurdunu yapıp, sattım. Şimdi de bana gelinim bakar. Çiftçiyim, koyuncuyum, arıcıyım. Yok yoktu gençliğimde. Bağım vardı, arım vardı. Beygir de koştum, katır da. Çok çalıştım çok. Bu dünya böyle” diyor. 37 yıl boyunca koyun güttüğünü belirten Demir, “Gütmeye giderken şafakta bir seher yeli eserdi. Seher yelini daha unutamadım. O yel benim hem ürünümü artırdı hem de ömrümü” diyor.
ÇOK YEMEM HA…
Hâlâ bol bol bal, “fazlaca” yoğurt yediğini, süt içtiğini anlatan Demir, “Kendi arı kovanlarım vardı. Canımız istediğinde gittik, aldık. Ne yetiştiyse onu yedik. Üzüm yerim, pekmez içerim hâlâ. Çok yemem ha… Ama kararım var. En son saat 3-4’te yiyorum, yetiyor. Erken yerim, rahat uyurum. Gece 09.00-10.00 gibi yatar, mis gibi kalkarım” diyor.
Demir ne geçmişte çok çalışmaktan şikâyetçi ne de şimdiki hayatından. “Günlerim çok iyi geçiyor” diyor.
‘BİR 10 SENEM DAHA VAR’
Bazen kahveye gidiyor. Yürüyerek çarşıya inip geziyor. “Her gün sokağa çıkarım. Gezerim. Eve geç geldiğimde ararlar beni. Güya kocamışım… Hoş, arkadaşım da kalmadı ya. Kuzu gibi ben duruyorum bacım. Tansiyonum yok, şekerim yok, unutkanlığım yok, şikâyetim de yok. Gece tuvalete bile kalkmam, bak benim oğlan kalkar. Daha hiç doktora gitmedim. İlaç kullanmıyorum. Benim gibi adam İzmir’de de yok, Gelibolu’da da yok” diyor. “Ölümden korkuyor musunuz?” sorusuna karşılık Demir, “Allah’ın takdiri. Emirden korkulmaz. Allah’ıma çok şükür her şeyi, bütün muradımı gördüm, geçirdim. Aklımda kalan bir şey yok. Kimseye muhtaç olmadan öleceğim inşallah. Allah bilir daha ne kadar yaşayacağımı. Ama bir 10 senem daha var” diyor. Söyleşimiz sırasında bize, “Bugün ayın on dördü, kız saçını kim ördü” türküsünü söyleyen Demir ile aktüel siyasi konuları da konuştuk.

Başkasıyla didişme
Yaşlıların en mutlu yaşadığı yerlerden Fethiye’nin 147 bin olan nüfusunun yaklaşık 20 bini 60 yaşın üstünde. 3 bin nüfuslu Sivas Doğanşar’ın ise üçte biri 60 yaşın üzerinde. İki ilçedeki uzun ömürlülerin ortak bir özelliği var: Çalışmayı ve yaşamayı seviyorlar. Ömrüne ömür katanlardan 92 yaşındaki Sadık Arık, “Verilen işi yapacaksın, başkasıyla uğraşmayacaksın” diyor.

92 yaşındaki Sadık Arık askerlikten sonra Tekel’de çalışmaya başlamış. Uzun yıllar yaz aylarını yaylalarda geçirmiş. 6 çocuk babası Arık balığın bol olduğu zamanları anıyor. “Çok balık yedim. Derelerden, denizden toplardık” diyor. Yine kendi ektikleriyle beslenmiş yıllarca. Tarhana çorbası, mısır ekmeği eksik olmamış sofralarından.

İTİŞİRSEN TADI KAÇAR
Hiç çok malı, mülkü olsun istememiş. Arık, “Verilen işi yapacaksın, başkasıyla uğraşmayacaksın, kendi halinde çalışacaksın. Onunla bununla uğraşır, itişir kakışırsan tadı kaçar” diyor.
60 yıl evli kaldığı eşini kaybetmek Arık’ı sarsmış. Arık, “Yalnızlık bana çok tesir etti. Kadın geriye kalsa belki rahat edecek ama erkek mümkün değil. Eve geliyorsun, kuru. Kimse yok” diyor. Arık eşi vefat ettikten sonra evlenmeyi hiç düşünmediğini anlatıyor ve ekliyor: “Birini bulayım diye teklif eden de olmadı.”

35’E DÖNMEK İSTERDİM
“Geriye dönmek mümkün olsa hangi yaşta olmak istersiniz en çok?” sorusuna karşılık Arık, “35 yaşında olmak isterim ama şunu yapayım, bunu yapayım diye bir derdim yok. O zamanın şartlarına göre ne lazımsa onu yapardım” diyor.

“100 yaşını görmek ister misiniz?” sorusuna karşılık Arık, “Meşgulken günler geçip gidiyor, yaşlandığının farkına bile varmıyorsun. Bir yerin ağrımaya başlayınca yaşlılığı anlıyorsun. 100 yaşını görmek zor olur. Aletler çalışmaz. Şimdi merdiveni bastonsuz çıkabiliyorum ama o yaşta zor. ‘Artık yeter öleyim’ de demiyorum” diyor.

BİR BİR VEDA EDİYORLAR
Sadık Arık’ın kayınbiraderi İbrahim Zorban ise 94 yaşında. Hem akrabalar hem arkadaş. Beraber geziyor, camiye gidiyorlar. Zorban gençlikte çok sıkıntı, eziyet, açlık çektiğini anlatıyor. At arabacılığı yapan ‘Arabacı İbrahim’ diye bilinen Zorban, 6 çocuk büyütmüş ve eşi de sağ. O da deniz kıyısında elle tuttukları balıkları anlatıyor. “Balık çoktu, ele ne geçerse sepete atardık. Aletler sonradan çıktı” diyor. Uzun yaşamanın en zor taraflarından biri de yakınların, tanıdıkların vefat etmesi. Zorban, “Bir bir ölüyorlar. Zor oluyor tabii ki. Bir de yaşlılıkta ha dediğin yere yetemiyorsun” diye konuşuyor.

Üzülmeye değmez
YANIKLAR köyünde portakal, mandalina, greyfut ağaçları arasındaki evinde yalnız yaşayan Ayşe Kılınç, nüfus kağıdına göre 98 yaşında. Kendi hesabına göre ise yaşı 100’ü geçiyor. 5 çocuk büyüten Kılınç hayatı tevekkülle karşılıyor. “Fakirdik. Sonradan bir düzen kurduk kocamla. Yiyeceği vakit öldü adamcık. Vakit geldiğinde gideceğiz” diyor. Sofrasına kendi ürünlerini taşıdığını anlatan Kılınç, “Yaşlanınca hanım oldum. Günlerim oturmalı, ocak başında süzülmeyle geçiyor. Bazen komşularıma kayfeye giderdim. Gençlik günlerini özlüyorum da netçen. Hayat üzülmeye değmez” diyor.

Sarmısak, limon suyu
89 yaşındaki Hörü Sarı, oğlu ve ikiz torunlarıyla birlikte iki göz odada yaşıyor. Ovacık’ta doğan, Kayaköy’de büyüyen Sarı, eşi başka bir kadına aşık olup gidince 5 aylık oğluyla hayat mücadelesi vermiş. Yakın zamana kadar kış günleri, içine sarmısak ezdiği limon suyunu içermiş. “Anam da yoktu babam da. Çok zor bir hayat geçirdim. Tarlalarda tütün diktim. Ellere çalıştım. Ekin ektim, orakla biçtim, halı dokudum. Allah ne verdiyse onu yedik. Ama en çok gelincik, ebegümeci, ısırgan gibi otlarını. Çekmediğim rezillik, yapmadığım iş kalmadı. Aç da kaldım, susuz da” diye özetliyor koskoca hayatını. Hayatı sevdiğini gizlemiyor. Hörü Sarı, “Yaşamayı seviyorum. Allah bilir ama daha yaşamak isterim. Tabii bakan olursa…” diye ekliyor.

DOĞANŞAR’IN SIRLARI :BİRBİRİNİZE İYİ BAKIN
SİVAS Doğanşar’ın nüfusu yaklaşık 3 bin. 60 yaşın üzerindekilerin sayısı ise 1220. Ortalama yaşam süresi 83 yıl. Zor karasal ikliminin hâkim olduğu ilçede kışın nüfus 1100’e düşüyor. Kışın yaşlılar büyük kentlerdeki evlatlarının yanına taşınıyor. Şerife ve Cemal Topuz ise köylerinden ayrılmayanlardan. Çatpınarköyü’nde yaşıyorlar. İkisi de yaşıt, 85 yaşındalar. 5 evlat büyüten Topuz çifti şimdi oğullarıyla yaşıyor. Şerife Topuz uzun yaşamanın sırrını şöyle açıklıyor: “Ekmeğimizi, yağımızı, peynirimizi kendimiz yaptık. Çok yedik, çok çalıştık. Yaylalarda kaldık. Büyük şehire gitmedik, havalı yerlerde durduk. Balımız hep oldu. Pancar, yeşil fasulye, bulgur, lahana, madımak, armut, erik, vişnemiz de… Kuşburnundan marmelatı eksik ekmedik.” 07.00’DE GÜNE BAŞLARIZŞerife Topuz, “Uzun yaşamak iyi de elim ayağım tutmazsa hemen gideyim diyorum” diyor. 70 yıldır Cemil Topuz ile evli olduğunu söyleyen Topuz, “Eşler birbirine iyi baksın” öğüdü veriyor. Cemal Topuz da “Sabah 07.00’de kahvaltı eder güne başlarız” diyor.

İstanbul’a gitmem
Köyünden ayrılmayanlardan biri de iki çocuk annesi 88 yaşındaki Ayşe Serin. Çocuklarından biri İstanbul, diğeri ilçede yaşıyor. Hep Doğanşar’da yaşamış. 10 yıl önce eşini kaybeden Serin, “Kızım beni İstanbul’da yanında istiyor. İstanbul’un ne suyunu içebiliyorum ne yemeğini yiyebiliyorum. Yok gitmem… Burada arkadaşlarım çok bakıyor bana” diyor.

Dozer Hasan
87 yaşındaki Hasan Kuşak, gençliğinde kuvvetli olmasından ötürü ‘Dozer Hasan’ lakabıyla biliniyor. Lastiği patlayan traktörü tek başına kaldırması hâlâ anlatılıyor. 12 sene önce eşini kaybetmiş. Şimdi oğluyla yaşıyor.İSTANBUL CEZAEVİ GİBİGençliğinde İstanbul’da Perşembe Pazarı’nda hamal olarak çalışmayı denemiş, yapamamış. “İstanbul, ‘Sinop Cezaevi’ gibi geldi bana. Burası daha iyi. Hayvancılıkla, ekinle, otla uğraştık. Taş ustasıyım aynı zamanda. Yakındaki traverten yatağından dinamitle taş kırar, duvar örerdim. Zaten burada yaşam için gerekli her şey var. Tereyağ, yoğurt, et… Herkesi tanıyorum” diyor. Yaşlanmaktan şikâyeti yok. Şikâyeti istediğini yapamamak. Kuşak, “Çok yaşlandık. Yaşlandığım için her şeyi yapmak istiyorum ama gücüm yetmiyor. Kalbimde sorun var. Katiyen ameliyat olma dediler. Büyükşehirde bu kadar dinç kalamazdım. Büyükşehir buranın huzurunu vermez” diyor.

KAFANA TAKMA
Hasan Kuşak yatsı namazını kılar kılmaz yatıyor, güneş doğmadan kalkıyor. Her yere yürüyerek gidiyor. Saat takmayan Kuşak, “Yetişme derdim yok. Ne kadar olursa o kadar” diyor. Hayat felsefesi basit: Kafana takma, patırtıya, uğultuya kulak verme. Hasan Kuşak, yaşlanmakla ilgili şunları söylüyor: “Tabii ki güzel bir şey. Ye-iç-yat, tekaütüm. Sandalyeyi kapıya atarım, otururum. Laf etmeye parka, camiye gidiyorum. Torunlarım iş yaptırmıyorlar.”

Gençlikte neşeliydik
DOĞANŞAR Eskiköy’de yaşayan 88 yaşındaki Şakire Güventürk’ün yaşamı da çok çalışarak geçmiş. Hem tarlada çalışmış hem de inek, manda, keçi, koyun beslemiş. 6 evlat dünyaya getiren Güventürk, “Her şeyimizi kendimiz yaptık” diyor. Pancar çeşitleri, lahana, madımak, patates ve daha birçok sebze ve meyve yetiştiren Güventürk, “Kendimize göre yetiştiriyorduk, satma yoktu” diye ifade ediyor o günleri. Yeniden dünyaya gelse yine Eskiköy’de yaşamak istediğini anlatan Güventürk, “En çok buranın yaşamını, havasını seviyorum. İnsanları güzel. Komşuluk çok” diyor. Gençken hiçbir şeyin zor gelmediğini söyleyen Güventürk sözlerini şöyle sürdürüyor: “Beyim fakirdi. Birlikte mal ettik. Her işe kudretimiz yeterdi. Şimdi uşaklarımız bakıyor. Dizlerim tutmuyor. Ama doktora gitmeyi de bıraktım. Beyim yaşasaydı iyiydi. Arkadaş oluyordu bana.” Gençliklerinde yaylaya gidiş ve dönüşün davul-zurnalı, şarkılı, oyunlu olduğunu anlatan Güventürk, “Neşeliydik” diye anlatıyor.

Ayşe nineden Karaburun felsefesi: Yesinler, gezsinler geçene mazi derler
İzmir’in ilçelerinden olan 9 bin 500 nüfuslu Karaburun’da 60 yaşın üzerinde toplam 3 bin 69 kişi yaşıyor. Karaburun’da günü yaşama felsefesi genel hayat tarzını yansıtıyor. Bu felsefenin örneklerinden biri de 98 yaşındaki Ayşe Pakize Birgül. Gençlere bir tavsiyesi olup olmadığını sorduğumuzda “Gençliğinizi haram etmeyin” diyen Ayşe nine, şöyle devam ediyor: “Yesinler, gezsinler… Geçene mazi derler.”
Karaburun ve köyleri hem denizin hem de toprak ve ormanın nimetlerinden yararlanıyor. Yakın zamana kadar ulaşımın nispeten zahmetli olduğu coğrafyada toprak ekileni fazlasıyla vermiş. Zeytinyağı da ömre ömür katmış. Hâlâ kendi zeytin ağaçlarından yağlarını, zeytinlerini, hurmalarını yetiştiriyorlar. Gençlerin birçoğu büyük kentlere göçse de geride kalan anne-baba, dede-neneler çok çalışan ama kalender ve kolay mutlu olan insanlar. Karaburun’da günü yaşama felsefesi genel hayat tarzını yansıtıyor. İşte o felsefeyi yaşatanlardan biri de Ayşe Pakize Birgül. Kösedere köyünde yaşayan Ayşe Pakize Birgül, 98 yaşında. 3 çocuk dünyaya getirmiş. Bir evlat, bir de yetişkin torununun acısını yaşamış. İyi olduğu için şükrediyor. Tek şikâyeti bir hafta önce başlayan cilt alerjisi.
İSMET PAŞA’YI ANLATTI
Birgül için okul yılları ayrı bir öneme sahip. Derslerini, her yıl sınıfını iftiharla geçtiğini detaylarıyla anlatan Birgül, ikinci sınıftayken Karaburun’a gelen İsmet Paşa’yı karşılamasını anlattı. “Baştan anlatsam dinler misin?” diye sözlerine başlayan Birgül, heyecanla devam ediyor:“İlkokul ikinci sınıftayım. İsmet Paşa gelecek dediler. ‘Ben de gideceğim’ dedim. ‘Çok küçüksün, denize düşersin’ dediler. Yine ‘Gideceğim’ dedim. Okul formalarımı giydim, potinlerimi çektim, hazırlandım. Elime bayrağı aldım. Karaburun bayraklarla süslenmişti. İğne atsan yere düşmezdi. Motorlarla İsmet Paşa’yı karşılamaya gittik. ‘Çok yaşa ey kahraman, genç İsmet’ diye bağırıyorlardı. 5-10 kişiydiler. İçlerinde iki üniformalı vardı. Hangisi İsmet Paşa kimse bilmiyor. Öğretmenim, ‘85 (okul numarası) acaba nerede?’ diye seslendi. Korkudan titremeye başladım. Bana, ‘Gel gel korkma, İsmet Paşa’ya bir hoş geldin çek’ dedi.
BALIK, KEKLİK, TAVŞAN
Baktım karşımdakilerin hepsi yabancı. Acaba hangisi İsmet Paşa? Durdum, ‘Hoş geldiniz, sefa geldiniz İsmet Paşa Hazretleri. Tabii bizi görmeye geldiniz ama biz hanginizin İsmet Paşa hazretleri olduğunuzu bilemiyoruz’ dedim. Siyah sivil elbiseli, kasketli biri aralarından ayrıldı, geldi. ‘Benim yavrum İsmet Paşa’ dedi. Oradaki kaymakam, hâkim, müftü herkes benim söylememle öğrendi İsmet Paşa’yı.” Kaptan ve köyün muhtarı olan babasının aynı zamanda yazlık, kışlık, güzlük olmak üzere 3 ayrı bahçesi olduğunu anlatan Birgül, “Her şey yetiştirirdik. Denizden de balık gelirdi” diyor. 3 sene süren nişanlılıktan sonra evlenen Birgül, “Gençken çok isteyenim oldu. İstanbul, Karşıyaka, Manisa’dan gelirlerdi. ‘Başına taç, göğsüne elmas, pantetif (bilezik) takacağım’ derlerdi. Kocam da 9 sene istemişti” diyor. Eşinin ‘kara avcısı’ olduğunu belirten Birgül, “Çocuklarımın katıkları keklikti, tavşandı. Zeytin, zeytinyağı, peynir, zerzevat, üzüm her şeyimiz oldu” diyor.
HÂLÂ ‘PETROL’Ü SÖYLÜYOR
Ayşe Pakize Birgül nene, “Üçüncü sınıftan bir şiirim var, dinler misiniz?” dedikten sonra bize uzun şiiri teklemeden okudu. Ajda Pekkan’ın ‘Petrol’ şarkısından da bir bölüm seslendirdi. “Dünyaya tekrar gelsen ne yapmak isterdiniz?” sorusuna karşılık, “Gene aynını yapardım. Ama annemin-babamın evini her zaman için arzu ediyorum. Parmaklarıma mum yaksam da arasam da bulamam” diyor. Gençlere “Gençliğinizi haram etmeyin” diyen Birgül şöyle devam ediyor: “Yesinler, gezsinler… Geçene mazi derler.”

YAŞLILARA GENÇLERLE GEÇİNME TAVSİYESİ: SİL AĞZINI OTUR
KÖSEDERE köyüne komşu köyden gelen 102 yaşındaki Saniye Kundakçı, o gün bugündür kâh dağdaki evlerinde kâh burada yaşıyor. 5 evlat büyüten Kundakçı, dönüşümlü olarak evlatlarının yanında kalıyor.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, henüz çok küçük bir çocukken Eğlenhoca köyünden geçen ‘Askerleri hatırlıyor. “Onlar kapımızdan geçtiğinde üzüm, ekmek ne varsa verirdik” diyor. Ne tansiyon ne de diyabet gibi kronik bir sağlık sorunu var. Ayaklarının ağrısı nedeniyle çok fazla yürüyemiyor. Gözleri ve kulakları zayıflamış ama “Her gün ‘Çok şükür, Allah beni çok seviyor’ derim. Biz yerli insanız. Çocuklar temelli benim başımda duramazlar. İşe gidecekler. Önüme koyarlar yerim. Zamanında ben çocuklarıma hizmetkâr oldum. Aç bırakmadım. Şimdi onlar bana bakar” diyor.
‘ANNEM ÇOK ÇEKTİ’
Saniye Kundakçı uzun yaşamak için “Hem iyi hem de kötü… Yine şükür, yine şükür. Yıllar zamanına göre hızlı, zamanına göre hızsız geçti” diyor.
45 yıl önce eşini kaybeden Kundakçı, “Çalışacaksın ki doyacaksın. Tütün dikerdik, ekin, anason ekerdik. Bağımız, üzümümüz, zeytinimiz, hayvanımız olurdu… Şimdi ne bağ var ne anason ne de tütün” diyor. Ekip biçtikleriyle beslenmişler. Üzüm, yemiş, bal, peynir kızartması, kaymak, zeytin, avcı eşinin getirdiği av etleri en çok yediklerinden. En güzel yaşları sorduğumuzda, “Bunu ne sorup duruyorsun? Gençlik yaşları tabii ki. 25-30, 40-50…” diyor. Kızı Şöhret Gürbüz, “Annem çok çekti, zor koşullarda yaşadı, çok çalıştı. Ama eskiden beri ‘karnı geniştir’ (umursamaz). Yakın zamana kadar evinde tek başına yaşadı. Biz destek olduk. Bir tek dizleri ağrıdığı için ilaç kullanır. Başka ne şikâyeti var ne de ilacı” diyor.
Gençlere bir mesajı olup olmadığını sorduğumuzda Kundakçı, “Bir şey demem. Kendileri bilir. Sen ‘şunu yapacaksın’ demem. ‘Sil ağzını otur’ (karışmam)” diyor.

104’lük Efe
Aydın’ın Bozdoğan ilçesi, Türkiye’de en uzun yaşayanların bulunduğu Nazilli ilçesine komşu. Yaklaşık 35 bin nüfusu olan ilçede 60 yaşın üstünde toplam 7 bin 592 kişi yaşıyor. Bozdoğan’ın yaşayan hazinelerinden 104 yaşındaki İbrahim Budak’ın lakabı ‘Çizmeli’… 11 yaşında giydiği körüklü efe çizmelerini hiç çıkarmamış…
KARABAĞLAR köyünde, doğup büyüdüğü evin kapısına vardığımızda, efe İbrahim Budak çarşıdan yeni dönüyordu. Kasketi, ‘İngiliz pantolonu’, körüklü deri çizmesiyle çok özenli, şık… “Yaş geçti ama efeyiz. Çocukluktan beri ‘Çizmeli’ derler bana. Çizmem yılandan, çiyandan, taştan, dikenden korur” diyor.
Yazın yaylaya gittiklerini anlatan Budak, “Şükürler olsun bakanımız var. Bakanın olmazsa yaşlılık zor” diyor. Budak, oğlunun ailesiyle altlı üstlü oturuyor. Kendi evinde yatıp kalkıyor. Sobasını oğlu, torunları yakıyor, gelini aşını pişiriyor. Budak, “Kendi yağımızı kendimiz yoğuruyoruz. Yalnız bakanın olacak… Geliveren, gidiveren olacak. Ben bütün arkadaşlarımı kaybettim” diyor.
ÇOK İÇTİM, ÜZÜLÜYORUM
İbrahim Budak, yaşamını şöyle özetliyor: “Babam Yunan’ı kovarken Eskişehir’de vurulmuş. Babasız büyüdüm. Ama parasız büyümedim. Dedemin hali vakti yerindeydi. Bana hep iyi baktı. Koyun güttüm. Ne Beydağı kaldı ne İzmir… Nereye istediysem gittim. Her yeri gezdim. Ekinler, meyveler, cevizler güzel olursa ferahlanırdım. Sigarayı ağzıma almadım. Alkolüm vardı. Gençlik günlerimden en büyük pişmanlığım alkol. Çok içtim, ona üzülüyorum. Koyun peyniri yedim, yoğurt, tereyağı. Hâlâ da yiyorum hepsini. Bir şikâyetim uykudan. Gece hiç gelmiyor…”
En güzel yaşların 50’den 70’e kadar olduğunu söyleyen Budak, “Eskiden tepeden göründüğüm vakit çamur oynayan çocuklar kaybolurdu. 90 yaşına kadar hiç doktora gitmedim. Ama şimdi devamlı doktora gidiyoruz” diyor.
‘OYNARKEN NAZAR DEĞDİ’
Birkaç yıl önce yüksek tansiyona bağlı geçirdiği felci atlatan Budak, “Bir düğüne gitmiştim, orada zeybek oynadım. Göze mi geldim, bilmem. Döndüm, hasta oldum. Biz Yörük’üz. Özlüyorum zeybek oynamayı. İnsan sanatından vazgeçmez” diyor. Budak bizi kırmayarak, yine nazar değer endişesiyle birkaç zeybek figürü gösteriyor. “Çok yaşamak iyi mi?” sorumuza karşılık Budak, “Duyarım, ‘Al canımı’ diyenler var. Ben öyle demiyorum. ‘Allah daha çok ömür versin’ diyorum. Güzel yaşadım ben. Şimdi yatıyorum, ezan okunduğunda kalkıyorum, namazımı kılıyorum, yiyorum, içiyorum, hap atıyorum, yine yatıyorum. Beden yaşlanıyor ama kalp yaşlanmıyor” diyor.
BİR PANTOLON DAHA DİKTİREYİM DİYORUM. BELLİ Mİ OLUR ÖLMEYİZ BELKİ…
104’lük Efe dedemiz özel dikim pantolonunu da çok seviyor ve “Bunsuz çizme giyilmez. Gidip bir tane daha diktireyim diyorum. Söke’de diken biri varmış, oraya gideceğiz. Belli mi olur ölmeyiz belki” diyor.
EKTİM YEDİM
91 yaşındaki Aliye Olca tek başına yaşıyor. Dünyaya getirdiği 5 evladın tümünü, eşini toprağa vermiş. Şimdi torun çocukları destek oluyor. Bize kahve pişirmek için ısrar ediyor. Şeker, kolonya tutuyor. “Gözüm görür, kulağım duyar. Aklım, dimağım yerinde. Kendimi 15 yaşında hissediyorum. Sanki çalışacakmışım gibi. Kalbim genç ama gücüm yok. İyiyken bahçıvanlık ettim, hep ayak üstündeydim. Zevkle, hiç durmadan işlerdim. Sonra pazara götürür, satardım. İki ay öncesine kadar faturalarımı yatırmaya tek başıma giderdim. Şimdi hastayım, gidemiyorum. İştahım da yok” diyor.
‘MUHABBET ARIYORUM’
Zor bir hayatı olmuş. Sadece tarlada, bahçede çok çalışmakla kalmamış. Kendi deyimiyle ‘aklını bozan’ eşi ve kayınbiraderi ile engelli bir çocuğuna da yıllarca bakmış. Toplayamadığı zeytinleri özlüyor şimdi. Aliye Olca, “Ne bulduysam, ektiysem, yetiştirdiysem yedim. Zeytinyağı yeriz, sarımsak, soğan, ıspanak, fasulye, domates ekeriz. Hiç bakkala, markete gitmezdim. 3-4 tavuğum kaldı, yumurtasını yiyorum” diyor. Gezmek istediğini ancak gücünün olmadığını anlatan Olca, “Yanımda oturan yok. Çocuklar okula gidiyor, herkesin işleri var. Bense konuşmak istiyorum, muhabbet istiyorum. Komşulara oturmaya giderdim. Ama bir zamandır ayaklarım taşımıyor, onu da yapamıyorum” diyor.
Aliye Olca, “Dünyaya yeniden gelseniz ne isterdiniz?” sorumuza, “Aynı vazifeleri ederdim” karşılığını veriyor.
DOKTORA GİTMEDEN 100’ÜNE GELDİ
İki çocuk büyüten Fatma Türkiş 97 yaşında. Kocasıyla birlikte yaptıkları evde yaşıyor. Gelini Hayriye ve torunu Burak’la bizi karşıladı. Biz eve girer girmez gelinine ikramda bulunmasını istedi. Şimdiye kadar hiç doktora gitmemiş. Kulakları az duyuyor ama o gözlerinden şikâyetçi, kendi deyimiyle ‘didişiyor’. Gençlikte çok çalışmışlar. “Burada doğdum, burada büyüdüm. Kocamla rençberlik yaptık. Arpa, buğday, pamuk, susam, darı ektik” diyor. Bir yıl öncesine kadar yalnız yaşamayı başarmış. Ama oğlu ile gelini artık yanlarına almışlar.
Gezmeyi seviyor. Komşularına, akrabalarına götürülmekten hoşlanıyor. Gelini, “Eski günleri hatırladıkça ağlıyor. Ara sıra unutkanlıkları var. Ama ihtiyaçlarını kendi karşılayabiliyor. Biz ne pişirsek onu yiyor. Sebze, lahana, kereviz, pırasa, enginar, ıspanak, bulgur, pilav, kuru fasulye, otları yer. Et aramaz” diyor.
Kayınvalidesinin genellikle neşeli olduğunu anlatan gelini, “Pek bir şeyi kafaya takmaz. Mahalleden de yaşıtı kimse kalmayınca, ‘Ölüm yakın, yaşım ufak mı?’ der oldu” diye anlatıyor.
EŞ KAYBI TRAVMAYA YOL AÇABİLİR
Yaşlılıkta depresyon, şiddetine göre yüzde 10-20 sıklıkta görülüyor. Bu yaş grubunda diyabet sıklığı da benzer oranlarda. İstanbul Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmada, İstanbul’da yaşlılık depresyonu yüzde 16 olarak saptanmıştı. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Duygudurum Bozuklukları ve Geriatrik Psikiyatri Birimi öğretim üyesi Doç. Dr. Sibel Çakır, fizyolojik ve metabolik değişiklikler, eklenen tıbbi hastalıklar, sosyal sorunlar ve kayıplar nedeniyle yaşlılıkta depresyon tedavisinin de güçleştiğini söylüyor. Yaşlılıkta birçok psiko-sosyal sorun ortaya çıkıyor. Emeklilik, çocukların evden uzaklaşması, artan sağlık sorunları, hastalık, sakatlık, bağımsız yaşamanın zorlaşması, eş kaybı, yalnızlık, ekonomik sorunlar ve ölüm kaygısı bunların başlıcaları. Giderek daralan sosyal çevrede eşlerin öneminin arttığını belirten Doç. Dr. Çakır, “Hayat arkadaşı, yoldaşı olmak, birlikte yaşlanmak tam da bu yaşlarda anlamını güçlendirir. Tartışma, çatışma, birbirinin bakımına destek olma yaşamların iç içe geçmesine neden oluyor. Eşin kaybı dayanılması zor bir travma yaratabilir. Eş kaybından sonraki bir yıl bu duruma, yalnızlığa alışmaya çalışma, ekonomik ve manevi kayıp, yas, anksiyete, depresyon ve tüm bu sorunların fiziksel sağlığı bozması sık görülüyor” diyor.
BAŞARILI YAŞLANMANIN SIRLARI
Sağlıklı bir yaşlılık için egzersiz, sağlıklı beslenme, kalsiyum ve D vitamini desteği, aşılanma (grip, zatürre, tetanos, zona aşıları) öneriliyor. Başarılı yaşlanma üzerine etkili faktörlerse şöyle sıralanıyor:
– Genetik özellikler.
– Beynin uyum yeteneği.
– Kalori alımını azaltma.
– Sigara ve madde kullanımını bırakma.
– Yeterli sağlık hizmeti alma.
– Depresyon tedavisi.
– Kültürel özellikler.
– Sosyal stratejiler, sosyal destek aramak ve bulmak.
– Gönüllülük faaliyetleri.
– Yeni bir beceri öğrenmek.
– Gençlere danışmanlık/rehberlik yapmak.
BU KADAR YAŞAYACAĞIMI BİLSEYDİM KENDİME DAHA ÇOK DİKKAT EDERDİM
Ünlü piyanist Eubie Blake 100’üncü yaş gününde “Bu kadar uzun yaşayacağımı bilseydim kendime daha çok dikkat ederdim” demiş. İstanbul Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, Doç. Dr. Gülistan Bahat Öztürk ve birimdeki diğer uzmanlardan derlediğimiz bilgiye göre, yaşlıların sosyal yaşamdan uzak durmaması ve öğrenmeye devam etmesi önemli. Kişinin entelektüel seviyesi yükseldikçe, demansın (bunama) ortaya çıkma yaşı gecikiyor. Sağlıklı yaşlanma için işe yarayan uygulamalar aslında bildik:
– Sağlıklı beslenmek.
– Sigara içmemek.
– Düzenli egzersiz yapmak.
– Alkol tüketmemek.
– Düzenli uyku alışkanlığı.

107’sinde ATV’nin tepesinde
ORDU’nun 30 bin nüfuslu Gölköy ilçesinde ortalama yaşam süresi 82 yıl. 107 yaşındaki Mehmet Yılmaz, hâlâ gençliğindeki lakabıyla tanınıyor: Saatçi Mehmet.
107’sinde ATVnin tepesinde7 çocuğu ve sayısını bilmediği kadar çok torunu bulunan Yılmaz, yalnız yaşıyor. Sobasını kendi yakıyor. Evinin oturduğu, uyuduğu, ısındığı odasında saat ve başka tamiratlarda kullandığı malzemelerle arkadaşlık ediyor. Yılmaz, Gölköy’de doğmuş, büyümüş, aile kurmuş. 65 yıl evli kaldığı ve 5 yıl önce kaybettiği eşi Hüsne’yi çok özlüyor: “Bazen ne çarık ne de çorabımız oldu. Yalınayak gezdim. Sonra eşimle arazimizi ektik, biçtik. Ambarlarımızı doldurduk. Hayvanlarımızı yedirdik. Hane sahibi olduk.” Yılmaz’ın hiçbir arkadaşı sağ değil.
MOTORUN ÇOK YERİNİ KENDİM İMAL ETTİM
Yılmaz, belediye ve kaymakamlığın aldığı ATV’ye binip, 1.5 saat mesafedeki köylere gidiyor. Yılmaz, “Motor beni canlandırıyor. Üzerine atıldım mı bana türkü çığırttırıyor. Köye, çarşıya, şenliklere gidiyorum” diyor. Yakın bir zamanda köpeğin şaşırtmasıyla, 3 yıldır bindiği ATV üzerinden arka üstü düşerek yaralandığı halde bu tutkusundan vazgeçmiyor. ATV’nin üzerinde kendi imal ettiği bazı parçalar da var: “50 – 60 yaşında olanlar bile cesaret edemiyor ama ben biniyorum. Motorumun çok yerini de ben imal ettim. Düşüne düşüne… Ürettikçe zekâma da ölçüm yapıyorum. Acaba o işi yapabilir miyim, yapamaz mıyım diye.”

Mehmet Yılmaz

ANNEM BABAM DA UZUN ÖMÜRLÜYDÜ
“Şimdi kendime bakmaya mecburum. Bazen çocuklarımın yanına gidiyorum ama ekseri burada yaşıyorum” diyor. Tepsiye dizdiği öğle yemeğine bakıyoruz. Yoğurt, suya batırılmış ekmek ve üzümden ibaret. “Kendime çorba, çay, ayran yapıyorum. Mısır ekmeği, pancar, patates yiyorum. Uzun yaşamın bir sırrı yok. Annem, babam da uzun ömürlüydü. Eşimle birlikte arazilerimizde ne ürettiysek onu yedik. Pazardan, bakkaldan almıyorduk” diyor. Saatçiliği gençken kendi kendine öğrenen Yılmaz, “Usta görmedim, çıraklık da yapmadım. Söke, taka öğrendim. 4 yıl askerlikte de silah tamiri yaptım” diyor. Yılmaz’ın yaşıyla ilgili sıkıntıları var elbette. Ancak “Yeter artık” da demiyor. “Uzun yaşamak çok tatlı, güzel. Kudretin elinde. Ama yaşlılık zor. Uzun yaşadığım için bir seviniyorum, bir çekiniyorum. Vücut bazen bir o yana, bir bu yana kaçıyor” diyor. En büyük şikâyeti yalnızlık olan Yılmaz, “Çok zor ama ne yapalım?” diyor.
EKTİĞİMİZİ YEDİK
Motor beni canlandırıyor. Köye, çarşıya, şenliklere gidiyorum. Arazilerimizde ne ürettiysek onu yedik. Pazardan, bakkaldan almıyorduk .
DÜNYADA 66’NCIYIZ
DÜNYA nüfusunun 2015 yılında yüzde 8.5’ini yaşlı nüfus oluşturdu. En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke sırasıyla yüzde 30.4 ile Monako, yüzde 26.6 ile Japonya ve yüzde 21.5 ile Almanya oldu. Türkiye bu sıralamada 167 ülke arasında 66’ncı sırada yer aldı.
Mehmet Çalışkan

AZ YERİM
KORE gazisi Mehmet Çalışkan 91 yaşında. 7 çocuk büyüten Çalışkan, bir evladının acısını yaşadı. Gençliği fındık bahçelerinde geçen Çalışkan, 3 yıl önce eşini kaybedince yalnız yaşamaya başladı. Bazen farklı illerde yaşayan çocuklarının yanında kalıyor. Yine Gölköy’e dönüyor. Çalışkan, uzun yaşamanın sırlarını şöyle anlatıyor:
“Her şeyin çoğu zarar. Çok yemek, çok ekmek yemem. Daima sulu yemekler yerim. Yoğurt yerim, ayran içerim. Ballı süt içerim. Akşamları hafif çorba içerim. Bana yaramayacak bir şey yemem. Allah’ın verdiği bu emaneti kötüye kullanmam. Her gün 1.5 kilometre yol yürürüm. Kahveye gidip gelirim. Gençlikte ara sıra alkol aldım. Sigarayı bırakalı 25 sene oldu.” Ayaklarının altındaki ağrıdan, bazen yaşadığı unutkanlıktan şikâyet eden Çalışkan’ın en büyük korkusu ise gözlerindeki sarı leke hastalığından ötürü kör olmak.
Mehmet Top
GÜNDE 3 KM YÜRÜYORUM
91 yaşındaki Mehmet Top, ‘Arıcı Mehmet’ olarak tanınıyor. Hâlâ birkaç kovanı var. Çarşıya kadar olan 3 kilometrelik yolu yürüyor. Arıcılık yaparken iyi bal için kovanlarını Marmaris, Kuşadası, Erzurum’a götürürmüş. 11 çocuğu bulunan Top, hâlâ bahçesiyle uğraşıyor, fındık toplamaya yardım ediyor. Onun da gençliği diğerleri gibi çok çalışarak geçmiş. Yetiştirdikleri fındık, mısır, patates, fasulye, kara, beyaz lahana, ürettikleri peynir, yoğurt, çökelek yiyerek yaşamış. “Çarşıdan tuzdan başka bir şey almazdık. Zaten Ordu’ya at arabasıyla 3 günde gidebilirdik” diyor. Uzun yaşamak için insanın kendisine bakması, bir de sigara içmemesi gerektiğini söyleyerek ekliyor: “Et, süt, yoğurt insanı uzun yaşatıyor.”

Mehmet Özmen

SOBAMI KENDİM YAKARIM
96 yaşındaki Mehmet Özmen evinde, yalnız yaşıyor. Yakınlarında oturan kızı yemeğini yapıyor, çamaşırlarını yıkıyor. Biz gittiğimizde sobasını henüz yakmamıştı. Bizim tüm ısrarlarımıza rağmen de yaktırmadı. “Kendim yakarım” dedi.
8 çocuk sahibi olan ancak en büyük oğlu vefat eden Özmen, gençliğinde kendi deyimiyle “darlık, fakirlik” yaşamış. 60 yıl kadar hayvan alışverişiyle uğraşmış. Arkadaşlarını kaybettiğini anlatan Özmen, “Kahveye gidip oturuyorum. Arkadaşlarımın çocukları beni tanıyor. Gelip elimi öpüyorlar. Camiye gidiyorum, ibadetimi ediyorum” diyor. 4.5 yıl önce kaybettiği 71 yıl evli olduğu eşi Naciye’nin yokluğunu her dakika hissettiğini anlatan Özmen, “Anne baba ölünce yetim-öksüz kalıyorsunuz. Fakat en büyük yetimlik eşten ayrılmak” diye konuşuyor. Uzun yaşamanın güzel olduğu söyleyen Özmen, “Tek sıkıntı parasızlık. 3 ayda bir 650 lira alıyorum. Dar geçimliyim ama yaşayıp gidiyorum işte” diye anlatıyor.
ÇOK SU İÇİYOR
Özmen, çok su içiyor. Süt, yoğurt, tereyağı ve meyveyi de çok tüketiyor. “Meyveyi çok sever, evden eksik etmem. Yemeğin hemen peşinden yerim yıllardır” derken, ara sıra baş dönmesi, soluma sorunları, bazen de unutkanlık yaşadığını söylüyor. Yine de “Bazılarına göre çok iyiyim. Herhalde sülalemden kaynaklanıyor bu kadar uzun yaşamak. Bize ‘İhtiyaroğulları’ diyorlar” diye konuşuyor.
ZOR DOĞADA HAYATTA KALMA BECERİSİ
TÜRKİYE’nin nüfus yapısındaki değişimleri ve yaşlıların durumunu 2000 yılından beri takip eden Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan, kısa adı GEROATLAS olan Türkiye Gerontoloji Atlası Araştırması’nı yürütüyor. Yaşı 60 ve üzerinde 3 bin 510 kişiyi takip eden Prof. Dr. Tufan, Gölköy’deki uzun yaşamın zor doğa koşullarının üstesinden gelebilme ve yaşayabilme becerisiyle ilgili olduğunu söylüyor. Yaşlıların çoğunluğunun yalnız yaşadığını belirten Prof. Dr. Tufan, “Şüphesiz ki yalnız yaşamaktan mutlu değiller. İnsanoğlu bir topluluk içinde yaşamak ister. Yaşlıların evlerinden çıkamadıklarında çektikleri ıstırabı bilirim” diyor. Aktif yaşlanmaya karşı olduğunu ve tam tersine, yavaş ve arzu ettiği gibi yaşlanma kavramını savunduğunu söyleyen Prof. Dr. Tufan, “Aktif yaşlanma ötekileştirme, dışlama. Herkese Saatçi Mehmet Amca’yı örnek gösterip, “Aktif yaşlan, sinema, tiyatroya gideceksin, seyahat edeceksin desem olmaz. Bunu yapamayanlar, ‘aktif yaşlanmıyorsun’ diyerek dışlanmış oluyor. Yaşlanma şanstır” diyor. İleri yaşına rağmen sağlıklı ve zinde yaşlılara Anadolu’nun her yerinde rastlanıyor. Prof. Dr. Tufan şunları söylüyor: “Bu, ileri yaşlılığın sadece yöresel bir özellik olamayacağını gösteriyor. Yörenin etkisi muhtemelen yaşam tarzından, coğrafyasından, havası – suyundan olabilir. Ama ben daha ziyade bu ender görülen, ama sayıları çoğalan sağlıklı ve zinde görünümlü yaşlıların, bilmeden bir şeyleri doğru yaptıklarına inanıyorum. Uzun yaşamı mümkün kılan faktörlerin birçoğunu biliyoruz. Ama bunların birbiriyle olan bağlantılarını, birbirlerini nasıl etkilediklerini aslında bilmiyoruz. Hiçbir maddi sorunu olmayan, yüksek tahsil görmüş, rahatı ve yaşam kalitesi yüksek olan insanlar da beklenmedik anda ölebiliyor. Uzun yaşamı anlamak için tek parametre konfor değil.”
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre, nüfusumuzun yüzde 8.2’si 65 yaş ve üzeri. Yaşlı nüfusun yüzde 43.8’ini erkek, yüzde 56.2’sini kadınlar oluşturuyor. Aynı verilere göre Türkiye’de 100 yaş ve üzerinde 5 bin 293 kişi bulunuyor. Türkiye’de uzun ömürlülerle ilgili en geniş kapsamlı çalışma olan TÜBİTAK destekli GEROATLAS’a (Türkiye Gerontoloji Atlası Araştırması) göre bazı yerleşim yerleri yaşlıların, sağlık, zindelik, genel yaşam memnuniyeti, aile ilişkileri memnuniyeti gibi beklentilerini karşılaması açısından öne çıkıyor. Bunlar; Ordu – Gölköy, Aydın – Bozdoğan, Aydın – Nazilli, Muğla – Fethiye, İzmir – Karaburun, Sivas – Doğanşar, Kastamonu, Artvin – Şavşat, Afyon – Dinar, Rize – Çamlıhemşin, Trabzon – Maçka.
Biz de Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan’la yola çıktık. Bozdoğan, Dinar, Doğanşar, Fethiye, Gölköy, Karaburun’a gittik. 80, 90, 100 yaşlarını süren insanları mütevazi evlerinde ziyaret ettik. Uzun yaşamanın sırlarını çözmeye çalıştık.
SAĞLIKLI OLMA ÇABALARI YOK
– GEROATLAS araştırmasında görüşülen yaşlıların bazı ortak özellikleri şöyle:
– Sağlıklı beslenmeyle ilgili kavramları bilmiyorlar ama yine de sağlıklılar. Kimisi günde üç, kimisi sadece bir öğün yiyor. Tarzları farklı ama sağlıklı bir beslenme alışkanlığına sahipler.
– Hiçbiri sigara ve alkol kullanmıyor.
– Muhtemelen genetik özelliklerinin de sağlık ve zindeliklerinde payı var. Ama yaşıtlarına kıyasla daha iyi olmalarında beslenmenin payı olduğu aşikâr.
– Yağlı et ve doymamış yağ tüketimi çok az. Sebze ve meyve beslenme tarzlarında önemli bir yere sahip. Şekeri ve tuzu az tüketiyorlar.
– Dini inançları güçlü. Ölümden korkmuyorlar. Hatta ölüme hazırlar.
– Hafızaları genellikle çok güçlü. Moral düzeyleri yüksek.
– Hastalıklardan muaf değiller. Yaşlarıyla ilgili sağlık sorunları var. Ama uzun yaşamaktan şikayetçi değiller.
– Hayatın sunduklarıyla mutlular. Çok fazla beklentileri yok. Bakan ve konuşacakları birilerinin olması yetiyor.
EN BÜYÜK MUTLULUKLARI AİLE
YAŞAM Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre yaşlı bireylerin en önemli mutluluk kaynağı yüzde 66.8 ile aileleri. İkinci sırada gelen mutluluk kaynağı ise yüzde 16.5 ile çocukları. Genel sağlık durumundan memnun olan yaşlı bireylerin oranı düştü. 2014 yılında genel sağlık durumundan memnun olduğunu beyan eden yaşlı bireylerin oranı yüzde 47.5 iken bu oran yüzde 45.6’ya düştü. Hane halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre internet kullanan yaşlıların oranı 2014 yılında yüzde 5 iken 2015 yılında yüzde 5.6’ya yükseldi. İnternet kullanan yaşlılar cinsiyet bazında incelendiğinde, erkeklerin kadınlardan daha fazla internet kullandığı görüldü. İnternet kullanan yaşlı erkeklerin oranı yüzde 8.8 iken, yaşlı kadınların oranı yüzde 2.8 oldu.

Haber: Mesude ERŞAN
Fotoğraflar: Sebati KARAKURT

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Galeri | Bu yazı AHMET TÜRKAN içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s