CEMAAT OKULLARININ İÇ YÜZÜ

‘Seni oraya birilerini Müslüman yap diye göndermedik!’

17 Aralık sonrası camia ile ilgili büyük kırılma yaşanmadan önce kahir ekseriye dünyanın dört bir yanında İslamın ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan camiaya ait okulların yaptıkları hizmeti takdirle karşılıyordu.

Taraflı tarafsız, uluslararası arenada Türk bayrağının dalgalandığı her eğitim müessesi eminim ki pek çoğumuzun göğsünü kabartıyordu.

Kısa bir süre önce her konuda doğruyu söyleyeceğine inandığım bir dosttan ikinci ağız olarak dinlediğim iki anekdot benim bu düşüncemin değişmesine sebep oldu.

Anekdotları aktarayım:

Hikayenin ilki Güney Afrika’da yaşanıyor.

Olayın kahramanı bizzat o ülkedeki camiaya ait okulun müdürü…

Oğlu camiaya ait okulda eğitim gören Güney Afrikalı ailenin, Anadolu’dan gelip kendileri ile kader yoldaşı olmayı göze alan bu özverili gönül insanlarının hali dikkatini çeker.

Türkiye’den ülkelerine gelerek böyle ulvi bir görevi yapan Türk öğretmenleri takdirle ve gıpta ile takip etmektedirler. Dürüstlük, çalışkanlık, yardımseverlik, hoşgörü gibi kan ve gözyaşının derinliklerinde boğulmuş insanlık ve kirlenmiş dünyamızda kolay bulunmayan meziyetlerin bu gençlerde olması dikkatlerini çeker. Aile de çocukları da okuldaki hayattan ve yaşadıkları durumdan çok memnundur.

Yalnız içten içe bir sorunun cevabını merak ederler. Bir vesilesiyle ziyaretine gittikleri okulun müdürüne bu soruyu sorarlar: “Üzerinizde taşıdığınız yüce insanlık değerlerinin kaynağı nedir? Bu bizi şaşırtan büyük erdemliliğinizin sırrı nedir?”

Türk okulunun müdürü, “İslamiyet” der. Kendilerinin üzerinde taşıdıkları değerin tamamının Müslüman kimliklerinden kaynaklandığını, iyiliğin, hoşgörünün, insan sevgisinin, yardımseverliğin İslamiyetin kendilerine kattığı bir değer olduğunu ifade eder. Tüm bu meziyetlerin bu inanç değerlerinin bir sonucu olduğunu anlatır.

Aile, kendileri için kusursuz bir örnek olan bu Türk dostlarının sözlerinden çok etkilenir. Ve hayatlarına yeni bir yol çizerek İslamiyeti seçerler…

Bu durum dünyayı elinin tersi ile bir kenara iterek bu mahrumiyet bölgelerine gelen okulun müdürünü çok etkiler. Haklı olarak dünyada cenneti kazanma müjdesi almış kadar mutludur. Neticede bir ailenin islam dini ile tanışmasına vesile olmuştur. Bu tarifsiz sevincinin de etkisiyle o günün akşamı bu müjdeli haberi telefonda İstanbul’daki camianın önde gelen isimlerine uçurur.

Önce temasa geçtiği isimler de bu mutluluğa katılır ve kendisini oralara gönderen ağabeylerden takdir alır.

Ertesi gün sorumlu imamdan aldığı telefonla beyninden vurulmuşa döner..  Muhatabının sarfettiği cümle ile tek kelimeyle “dumura uğrar”:

“Biz seni oraya birilerini Müslüman yapman için göndermedik!”

O gün sarhoş gibi geçer. Gece boyunca beyninde bu cümle tekrarlar durur.Ertesi sabah ise kararını vermiştir. Bavulunu toplar ve Afrika macerasını bitirir. İstanbul’a iner inmez de camia ile yolu ayrılır.

**** *************

Doğruluğuna kefil olduğum ve bizzat olayı yaşayanın aktardığı diğer hikayemiz ise Bulgaristan’dan… Yer bu kez de camianın bu ülkedeki Türk okulu…

Sık sık yaşandığı gibi o gün de Türkiye’den gelen misafirler okulda ağırlanmaktadır.

Misafirler yemek yer, dinlenir, sohbet eder, vakit girer iş namaz kılmaya gelir.

Misafirler okulda namazlarını da kılmak isterler. Müsait bir yer gösterilmesini isterler. Sonunda okul içinde müsait bir köşe bulunur tamnamaza durulacak… o sırada okulu denetleyen bir ağabey müdahale eder.

“Okulumuzda Hıristiyan öğrenciler de eğitim görüyor. Sizi bu halde görürlerse Müslümanlardan ürkebilirler. Onun için ibadetinizi göz önünde olmayan alanlarda yapmanızı öneririm”

Bu duruma bir hayli bozulan ve garipseyen misafirler, çaresiz ev sahibinin kuzusu olurlar.

….

‘İman ve Kur’ân hizmetinde bulunanların hedefi sadece ve sadece ‘i’la-yı Kelimetullah’ olmalı ve rıza-yı İlahi’den başka bir gâye gözetmemelidirler. Zira kullukta en önemli mertebe, rıza-yı İlâhi mertebesidir. Bu itibarla da insan, hayatı boyunca hep onu avlama ve onu elde etme peşinde olmalıdır’ diyen Fethullah Gülen’in hasbelkader rıza-i ilâhiye ermiş müdürün yaşadıklarından ve yaşanmış daha nice hikayeden haberi var mıdır? Ya da o ülkelerin sadece ananaslarıyla ilgili olmak mıdır hizmet davası?

Bu iki anekdotu dinlediğimde, “acaba Sultan Alparslan’ı Anadolu kapılarına kadar getiren, Yavuz’u 1 yılı aşan yolculukların sonunda Nil kıyılarına sürükleyen, Fatih’e İstanbul surlarını zorlatan, Kanuni’yi Viyana kapılarına dayandıran hangi dava idi acaba? Bugün gece gündüz uyku uyumadan dünyayı kendisine dar edenlerin mücadelesi nedir acaba?” diye kendime sormadan edemedim. Kuru bir cihangirlik davası mıydı onları bu kadar coşturan? Acaba ecdadın ilayı kelimetullah derken neydi derdi? Düşünmeden edemedim.

Tamam bugün fiziki anlamda bir fetih peşinde olmamalıyız. Ama yaşattığımız hakikati takiyyeye kurban edip adını koymaya bile korkmak da ne demek? Batı’nın anlayış tarzıyla bir misyoner olmamak bir misyonu olmamak mıdır?

Dünyayı karşısına almak pahasına davasını savunan Başbakan Erdoğan “Bunların Filistin diye bir derdi yok. Bunların Esma diye bir derdi olmaz” derken tam da bunu mu demek istiyor acaba? Ne dersiniz?

Yazan: Osman Ateşli-haber7.com

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı AHMET TÜRKAN içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s