Sahneden İlâhi huzura ilginç bir hikâye

Sahneden İlâhi huzura ilginç bir hikâye
18.03.2013

“Velâyet; Aşk Mesleği” kitabının yazarı Rabia C. Brodbeck, Dünyaca ünlü bir dansçıyken, New York’ta bir mescide girdi ve hayatı değişti. İşte o değişimin ve yolculuğun hikâyesi.

Sahneden İlâhî huzura ilginç bir hikâye
İlginç bir hikâyesi var Rabia C. Brodbeck Hanım’ın. İsviçre’nin Basel şehrinde doğmuş. 12 yaşında bale eğitimi almaya başlamış. Londra’da bale ve modern dans eğitimi görmüş. Tek başına sergilediği performanslarla dünyaca ünlü dansçılar arasına girmiş ve ödüllere lâyık bulunmuş. Ve kariyerinin zirvesindeyken performans sergilemek için geldiği New York’ta arkadaşlarının yaşadığı sokakta bir mescide rast gelmişler. Üç arkadaş bu mescide girdiklerinde kalplerinden vurulmuşlar. Müslüman olup olmama fikrini düşünmeden kendilerini tasavvuf yolculuğunda bulmuşlar. Rabia Hanım’ın deyişiyle aşka düşmüşler. Rabia Hanım tasavvuf yolculuğuna İstanbul’a yerleşerek devam etmiş. Fakra Övgü ve Hz. İnsan gibi kitaplara imza atmış. Geçtiğimiz günlerde ise “Velâyet; Aşk Mesleği “kitabıyla ruhî yolculuğunun izlerini sevenleriyle paylaştı.
İslâm kültürüyle tanışmanız nasıl oldu?
O güne kadar Allah’ı hiç düşünmemiştim, manevî anlamda hiçbir arayış içinde değildim. Dinle ilgili bir meşguliyetim bile yoktu. 36 yaşında modern dansta kariyerimin zirvesindeyken New York’a arkadaşlarımla gösteriye gitmiştim. Ne olduysa bu ziyaret sonrasında oldu. İslâm’la hiç düşünülmeyen, planlanmayan bir tanışma imkânı doğdu.

Tanışma şeklinizi daha da merak ettim doğrusu…
Biz üç arkadaştık diğer arkadaşlarım New York’ta doğmuşlardı, yirmi yıldır yaşadıkları sokaktan geçerken bir yapı fark ettiler. Mekânı onlarca sene sonra fark etmeleri onlarda hayret uyandırmıştı. Olağanüstü bir renge sahip yapı ne dükkân ne de evdi. “Ne olabilir?” diyerek hemen kapısına gittik. Kapısı açıktı. Etraftaki kapıların hepsi kilitliyken bu mekânın kapısının açık olması da ilginçti… Burası bir mescitti. Artık içeri girmiştik.
Sizi etkileyen ne oldu?
Mescidin iç atmosferi hiç dünyaya benzemiyordu sanki başka bir âleme misafir oluyor gibi hissettim.
Daha önce cami ya da mescitle ilgili ön bilginiz olmaması, ziyaretinizi daha da farklı kılmış olsa gerek?
Evet şaşırıyorsunuz. Bütün hayatım boyunca hasretini çektiğim bir atmosfer içinde hissettim. Pozitif elektroşok yaşadım diyebilirim. İki katlı olan Türk mescidinde alt katta namaz kılıyorlardı. Üst kata çıktığımızda bize neler yaptıklarını anlattılar. En çok etkilendiğim şeylerden biri de bize sanki kendi ailelerinin bir ferdi gibi samimî ve sıcak davranmalarıydı. İmam son derece akıllı, güçlü ve doğulu; son derece ruhu zengin biriydi… Daha sonra buranın “insanı kâmil” yetiştirdiğini ve Cerrahiler’in tekkesi olduğunu öğrendim. İsviçre’de hiçbir dinî hayatımız olmamıştı.
İsviçre’de hiç Müslümanlarla karşılaşmadınız mı?
İsviçre’de tanıdığım Müslüman Türkler vardı, fakat onlardan ilham aldığımı söyleyemem. Oysa ki mescitte rastladığım zatı çok sevmiştim. Onunla tanıştığımda bana aşk gelmiş. O zatın içi ve dışı aynıydı, tıpkı Mevlânâ Hazretleri’nin “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi” ol sözü gibi… Söylediklerini yaşamış bir insandı. Söyledikleri bana vurmuş, ruhumda izler bırakmış. Öyle etkilenmişim ki bir daha gideyim mi diye hiç düşünmeden gittim…
Diğer arkadaşlarınız da bu karşılaşmadan sizin kadar etkilendiler mi?
Evet, aynı tepkiyi verdiler, üçümüz de Müslüman olduk. Aslına bakarsanız biz Müslüman olmadık aşka düştük. Önceleri insanlar Müslüman oldun mu diye soruyorlardı aşka düşen biri için bu sorular gereksiz. Ben İslâm’a resmi kapıdan girmedim. Hani sahnede yıldızları görürsünüz ve onlara ulaşmak istersiniz. Allah bana samimi kapıyı nasip ederek direkt kulise girmeyi nasip etti ve beni bir evliya ile tanıştırdı. Ben İsviçre’de değil Türkiye’de Müslüman oldum. Mescitte bir bardak hayat suyu içtim. İstanbul’da vahdet denizi buldum.

Dinî vecibelerle ilgili size “Şunları yapmanız” gerek dediler mi?
Bize dini anlattılar “Başını ört ya da namaz kıl” gibi direktifte bulunmadılar. Sadece İslâm dinini anlattılar. Üç arkadaşta düşünmeden ‘namaz kılmalıyız’ dedik. Bu çok zor bir çabaydı. Namaz Muhammed ümmetine en büyük lütuf. Daha önceki peygamberler namaz kılmışlar, ama onlara Mi’rac verilmemiş. Peygamberimize (asm) Allah ne vermişse bizim için de istemiş.
Sahne hayatınız bitti mi?
Eğer gerçekleri görebilirsek dünyanın ilâhî bir sahne olduğunu fark edebiliriz. Hayatımızın hedefi de bu olmalı. Dünyaya sonuç olarak ahirete gitmek için geldiğimizi keşfettim. Şimdi geçmişe dönüp baktığımda kariyerim boyunca ‘namaz’ı prova etmişim. Dansta vücudunuzu hassaslaştırmanız ve her noktasını kontrol altına almayı öğrenmeniz gerekiyor. Ben solo dans eden biriydim. Yüzlerce kişinin önünde dans etmek zor bir san’at. Anlıyorum ki Allah huzurunda doğru durabilmek için ve o enerjiyi hissetmek için yıllarca eğitilmişim. Zaten ilk namazımda vech oldum. Uzun yıllardır hasretini çektiğim bir değere kavuştum. (ağlıyor)
Sahneden inmek zor olmadı mı? O kadar insanın ilgisini terk etmek…
Burada zahir ve batın (iç ve dış) âlemi iyi yorumlayamıyoruz. Belki dışarıdan bakıldığında kariyerim açısından aşağı doğru bir hareket ancak içsel olarak tam tersine namazla mi’raca yükseldim. İsviçre’de anlamsız, hedefsiz, mutsuz bir hayattan Müslüman olmakla ebedî zenginliğe kavuşmuş oldum. Türkler zengin olmak, rahat hayat yaşamak için İsviçre’ye gitmek isterken ben İsviçre’den kurtulmak istedim. Anlayacağınız hakikate karşı ruhum söküldü…
Müslümanlığı bir nimet olarak yorumluyorsunuz. Peki bu nimetin verilmesine sebep olan hangi davranışınız?
Çok iyi bir soru. Bale hayatımda zor beğenen, yeni koreografiler bulmaya çalışan biriydim. Duygularımı karşı tarafa geçirmek için çok çaba sarf ediyordum. Hareketlerime hakikî bir ifade vermek için büyük gayretler gösteriyordum. Dansla insanlarla konuşmayı beceriyordum. Belki de bu hakikat arayışım benim tasavvufla tanışmama vesile olmuş olabilir. Kalpten kalbe cereyan olduğunu düşünürsek izleyicilerle bunun provalarını da yaptığımı görüyorum. Hazır olduğumda yani 36 yaşında Müslüman oldum.
Mevlevîlerin Semalarını nasıl yorumlarsınız?
Sema bence namazdan sonra en ağır ibadet; bir taraftan tesbihat, sohbet, zikir var diğer taraftan da sema ediyorsun.
Siz hiç sema döndünüz mü?
Oğlum semazen eğitimi aldı. Ben de denedim, dönüyorum. Profesyonel bir dansçı olduğum için biliyorum sema ağır bir ibadet. Bu nedenle herkese tavsiye etmiyorum. Zaten meydana çıkıp insanlar huzurunda sema yapabilmek için iki sene eğitim almanız gerek.
Ölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aslına bakarsanız ölmek istemiyorum. Burada daha yapacağım hizmetlerin olduğunu düşünüyorum. Hz. Adem dünyaya cennetten cenneti kazanmak için indi, ancak Peygamberimiz (asm) dahi “Secde etmenin zevki, sıcak bir yaz gününde tutulan orucun ihlâsı ve Allah için insanların birbirine duyduğu sevgi” gibi sebeplerle ölmek istemeyebileceğini söyler.
Rabia Chiristine Brodbeck, Velâyet; Aşk Mesleği kitabını anlatıyor:
Veli sendekiveliyi ortaya çıkarır
Velâyet ne demek? Evliyaların bizim hayatımızdaki değeri nedir? gibi soruları düşünmüyoruz bile. Hâlbuki insan bir aşk meyvesidir, yaratılışın sebebi aşktır. Eğer siz Hz. Mevlânâ’yı yılın belli ayına hapsederseniz bunu anlayamazsınız. İlk veli Hz. Adem’dir. Hz. Muhammed’in (asm) dünyaya gelmesiyle velâyet sırrı hakikî manasını dünya üzerinde göstermiştir. Peygamberlik kapısı kapandığı için velâyet asrını yaşıyoruz. Hepimizin omuzunda iyi insan olma yolunda büyük görevler var. “Veli sensin bir veli ancak sendeki veliye varman için irşad eder”. Veli gel benim gibi ol demediği gibi bizlerde intisap ettiğimiz insanlardan sürekli imdat beklemek yerine kendimiz harekete geçmeliyiz. Hakikî ilim kitaplardan, derslerden değil, Allah’la ve O’nun Resulü Hz. Muhammed (asm) ve velîler ile ünsiyet kurmakla elde edilir. Allah’ın yol göstericiliğini dilemekle, Allah sevgilisi Hz. Muhammed’e (asm) yakın olma arzusuyla, ona benzeme isteğiyle ve onun yüce davranışlarını taklit etmekle elde edilir. Bu açıdan, bildiklerimize boyun eğmek bilginin kendisinden daha önemlidir. Hak yol üzere olmak maksuda erişmekten daha önemlidir. Ayrı kalmanın acısıyla yanıp yakılmak, ihtiyaç ve hasret duymak, arayışa düşmek birleşmekten daha önemlidir. H.HÜSEYİN KEMAL hhkemal@gmail.com

http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=51925
VİDEOLAR

http://www.youtube.com/watch?v=CDxJtLo49bY
http://www.youtube.com/watch?v=o40uaGeRLE8
http://www.youtube.com/watch?v=SSeW_3wuVMY
http://www.youtube.com/watch?v=JVXXHpVE0cA

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı İSLAM, İSLAMİHAYAT içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s