Ordudan atılan YAŞ’zedeler itibar bekliyor

YAŞ’zede emekli Binbaşı İskender Pala, “Ordudan atılan 1665 YAŞ’zede itibar bekliyor” dedi ve ekledi:
28 Şubat’ı 1993’te gördüm

Prof. Dr. İskender Pala, askeriyede yaşadığı 15 yılın acılı ve zulüm içinde geçtiğini yeni yazdığı kitabı içerisinde anlatıyor. YAŞ kararlarından nasibini alan ve ordunun dışında tutulan İskender Pala, diğer YAŞ’zedeler gibi iade-i itibarlarının bir gün geri verileceği ümidini taşıyor.

RÖPORTAJ: HÜSEYİN KULAOĞLU / VAKİT
Edebiyatçı-yazar Prof. Dr. İskender Pala, askeriyede geçirdiği 15 yılını, ‘İki Darbe Arasında / İlginç Zamanlar’ isimli kitabında topladı. Pala, 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra askeriyeye girip, 28 Şubat sürecinde YAŞ kararı ile ordudan atılır…

Ordu’da geçirdiği 15 yılının hüzünlü ve sıkıntılı geçtiğini belirten Pala, yaşadıkları bazı sorunların kendilerinde büyük bir travmaya neden olduğunu anlatıyor. Prof. Dr. İskender Pala ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçirdiği 15 yılını, eşinin başörtülü oluşundan dolayı gazinodan çıkartılmalarını, YAŞ kararı ile ordudan atılan kişilerin iade-i itibarları ile Ergenekon ve darbe planlarını konuştuk…

Askeriyede geçirdiği günlerini ‘İki Darbe Arasında / İlginç Zamanlar’ isimli kitabında toplayan Edebiyatçı-yazar Prof. Dr. İskender Pala, Ordu’daki 15 yılını, sıkıntılı ve hüzünlü geçirdiğini söylüyor. Eşinin başörtülü olması nedeniyle çektiği sıkıntıları anlatan Prof. Dr. İskender Pala, “çok şiddetli bir travma” ile baş başa bırakıldığını ifade etti.

1993’te, Güven Erkaya’nın, İmam Hatip Okulları’nın sık sık hesabını yaptığını anlatan Pala, “Erkaya’nın düşüncesine göre; İmam Hatip Okulları bu ülkenin hayrına değildi ve çoğalmasını istemiyordu. Erkaya, herkesin çocuklarını İmam Hatip Okulu’na göndermesinden rahatsızdı” dedi.

Postmodern darbeye tanıklığını, “Ben daha 1993 yılında 28 Şubat’ı görmüştüm” şeklinde yorumlayan Prof. Pala, Erkaya’nın şu ilginç hesaplamayı yaptığını anlattı: “Erkaya, şu kadar İmam Hatip Okulu var, şu kadar öğrenci alıyor, bunların şu kadarı memur oluyor, bunların şu kadarı önemli görevlerde çalışıyor; bu gidişle 2005 yılına gelindiğinde bütün devlet kurumlarının yetkili yerlerinde veya başlarında İmam Hatip Okulu mezunları olacak şekilde çok iyi ve tutarlı bir hesap yapıyordu.”

Henüz askerlikte başörtüsüne duyarlılıklar yeni yeni başlıyor. Ben askerliğe girdiğimde de eşim başörtülüydü. Dahası ‘türban’ diye bir kelime henüz literatüre girmemişti. Türban yoktu ve siyasi bir kimlik belirtmiyordu.

Öncelikle, silahlı kuvvetlerde yaşadığınız 15 yılı yazmayı neden gerek gördünüz?

Üç sebepten gerek gördüm. Birincisi; tarihe belge bırakmak. İkincisi; benim gibi mağdur edilmiş insanların haklarının iadesi için belki bir yol açılır… Üçüncüsü ise, vicdanıma, bu konuda bunları yazmalıyım… Çünkü belirli bir süreçten geçtik, geçtiğimiz süreç fırtınalı bir süreçti ve bu konular bilinsin, insanlar da 28 Şubat sürecini buna göre değerlendirsinler diye…

ÇOK ŞİDDETLİ BİR TRAVMAYDI
Heybeliada’daki Subay Gazinosu’na gittiğinizde eşinizin başörtülü olması sebebiyle, size yemek servisi yapılmamış ve restoranı terk etmişsiniz… Bu olay nasıl yaşandı?

Heybeliada’da Deniz Lisesi’nde okunmak için hazırladığım kitabın basım işlemleri Heybeliada’daki matbaa da yapılıyordu. Ben de eşim ve çocuklarımla beraber Heybeliada’ya gittim. Motelden yer ayırttık, yerleştik… Akşam üzeri eşim ve çocuklarımla birlikte her askerin tabii hakkı olan Şafak Gazinosuna yemeği gittik. Oturduğumuz masaya yemek getirilmedi. Bir müddet sonra bir asker geldi ve masadaki yarım servisi de topladı. İşin ters gittiğini anladım.

Bir müddet sonra gazino sorumlusu ve arkadaşım olan üsteğmen bana geldi ve dedi ki; ‘istiyorsan ben seni evimde ağırlayayım ama burada ya eşin başörtüsünü açacak yahut da burada yemek yiyemeyeceksiniz.’ Eşim başörtüsünü neden açsın ki? O zamanlar henüz yıllardan 1985… O yıllarda ‘başörtüsü’ diye bir problem yok. Henüz askerlikte başörtüsüne duyarlılıklar yeni yeni başlıyor. Ben askerliğe girdiğimde de eşim başörtülüydü. Dahası ‘türban’ diye bir kelime henüz literatüre girmemişti. Türban yoktu ve siyasi bir kimlik belirtmiyordu.

Ben de; ‘eşim neden başörtüsünü çıkarsın?’ dedim… Dedi ki; ‘şurada eğitim komutanımızın kızı oturuyor. Biraz sonra da buraya eğitim komutanımız gelecek, onlar sizi böyle görmek istemiyorlar.’ Bunu duyduğumuzda ilk anda çok üzüldük ama gazinodan çıktığım an yaşadığım hadisenin ağırlığı birden bire zihnime, ruhuma, bedenime çöktü.
Sanki biz oradan çıkarken gazinoda yemek yiyen 100 kişi, başlarını çevirmiş bize alay eder gibi bakıyorlardı…

Kızım o sırada acıkmış yemek istiyor, bebek kucağımızda ağlıyordu. Bu durum çok şiddetli bir travma gibi bizi sardı. İlk örneklerinden biri olarak 28 Şubat sürecinin başlatılmasında ilk göstergelerinden biri oldum. Bir aile reisi olarak eşinize ve çocuğunuza bir yemek yediremeyecek konumdaysanız, bu sizi yıkar ve tahribatı büyük olur. Ondan sonraki yıllarda ne eşim ne ben bir askeri birliğe gidelim, çay içelim diye asla birbirimize teklif etmedik, hatta aramızdaki konuşmalarımızda bile geçmedi.

Hüseyin Kulaoğlu, Prof. Dr. İskender Pala ile birlikte…

Yaşanan bu durumdan sonra neler oldu?

Bu yaşanan durum ister istemez bilindi, duyuldu. Bunlar bir gösterme olmaya başladı ve gözünüzün üstünde kaşın var, tavrı olmaya başladı.

TSK’ya küskün müsünüz?

TSK’daki insanların bazılarına çok küskünüm, kırgınım ama Türk Silahlı Kuvvetlerine küskün olmak gibi bir tavır içinde olamam. Türk Silahlı Kuvvetlerine hiçbir kırgınlığım yoktur ama Silahlı Kuvvetlerin içindeki yanlışlıkları düzeltmek de o kuruma iyilik yapmaktır. Peygamber ocağı olarak algılıyorsak, peygamber ocağında hatalar olmamalıdır.

Bahsettiğiniz bazı kişiler kimlerdir?

Güven Erkaya ve İlhami Erdil ile barışık değilim. Onlarla ahirette bir hesabımız olur…

1993 YILINDA 28 ŞUBAT’I GÖRDÜM
Güven Erkaya’nın, İmam Hatip Okulları hakkındaki düşünceleri nelerdi?

1993 senesinde Güven Erkaya, İmam Hatip Okulları’nın sık sık hesabını yapardı. Erkaya, ‘Şu kadar İmam Hatip Okulu var, şu kadar öğrenci alıyor, bunların şu kadarı memur oluyor, bunların şu kadarı önemli görevlerde çalışıyor; bu gidişle 2005 yılına gelindiğinde bütün devlet kurumlarının yetkili yerlerinde veya başlarında İmam Hatip Okulu mezunları olacak’ şekilde çok iyi ve tutarlı bir hesap yapıyordu.

Erkaya’nın düşüncesine göre, İmam Hatip Okulları bu ülkenin hayrına değildi ve çoğalmasını istemiyordu. Erkaya, herkesin çocuklarını İmam Hatip Okulu’na göndermesinden rahatsızdı. Bunun için ben daha 1993 yılında 28 Şubat’ı görmüştüm.

Sizin atılmanızda Güven Erkaya’nın onayı var. Erkaya’ya hakkınızı helal ediyor musunuz?

Bunu bana Allah sorar. Sen sorma lütfen.

Cenaze namazına gitseydiniz, hoca sorsaydı; “hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye… Cevabınız ne olurdu?

Cenaze namazına gitmeyi düşündüm, gitseydim muhtemelen imamın sorduğu bu soruya olumlu cevap vermezdim.

BENİM ANIM ERGENEKON’LA BENZEŞİYOR
Son zamanlarda yaşanan Ergenekon soruşturması ve darbe planlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ergenekon soruşturması veya Balyoz planı doğrultusunda medyaya yansıyan, gazetelerde yer alan bazı hususlar bana çok tanıdık geliyor. Çünkü ben o filmi gördüm ve o filmlerdeki oyuncularda tanıdık. Benim anım Ergenekon’la benzeşiyor.

ASKERİYEDEKİ 15 YILIM HÜZÜNLÜ VE SIKINTILI GEÇTİ
TSK’daki 15 yılınızı özetlemek gerekirse nasıl geçti?

Hüzünlü. Ben gül ile bülbüle alışık bir insanım… Askeriyeye girdiğimde ister istemez ruhumda ikilcilikli bir ruh hali oluştu. Bir tarafta edebiyatla zarif bir dünya diğer tarafta ise çok daha disiplin, sert bir yer. Hatta bazen askerde çevremdeki insanların küfürleri, yalanları, ruhumda bir başkalık oluşturuyordu. O bakımdan 15 yılım sıkıntılı geçti.
YAŞ kararları yargıya açılmalıdır.

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararlarının yargıya açılması gerektiğini de belirten Prof. Dr. Pala, 28 Şubat döneminde Ordu’dan atılan ve kendisinin de aralarında bulunduğu1665 kişiye iade-i itibar yapılması talebinde bulundu.

Kitabınızda iade-i itibardan bahsediyorsunuz. İade-i itibardan kastınız nedir?

60 ihtilali ile 12 Eylül döneminde yaşananlar ve yaşanmışlar içerisinde Türk Silah Kuvvetlerinde görev alıp da o dönemde ötekileştirenlere hakları iade edildi.
Türkiye’de hâlâ TSK’dan hiçbir yargılama yapılmadan yargısız infazlarla insanlar atılmıştır. Bu atılan insanların haklı olup olmadıkları yahut onları atanların haklı olup olmadıklarının anlaşılmasını istiyorum. Bunun için Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararları yargıya açılmalıdır.

İkinci olarak da, Silahlı Kuvvetlerden atılmak herhangi bir kurumdan atılmaya benzemez. Siz bir işyerinden atılırsınız, başka bir yerde iş bulursunuz. Bu iş değişikliği demektir ama TSK’dan atıldığınızdan itibaren şerefinizi sizden çekip alırlar. Ve yakınlarınız bile size farklı bir gözle bakar. YAŞ’tan atılan 1665 kişi şu anda toplumun nazarında vebalı konumunda duruyor.

Onlara iade-i itibar edilmesi ve bu durumun üzerlerinden atılması gerekir. Bu da onların emeklilik haklarının verilmesi, tabancalarını yeniden taşıma haklarını vermek, her emekli asker gibi orduevlerine girebilme haklarıdır… İade-i itibarı almak o insanların aklanması demektir… Yazdığım kitabın maksadı da budur…

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, GATA skandalı ile ilgili olarak “keşke” kelimesini kullanmıştı. Kitabınızda o tarihlerde yayınlanmaya başladığı için kitabınızda da “keşke” kelimesi geçiyordu. Bu sözün tarihlerinin birbirine uymasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emine Erdoğan’ın GATA’da yaşadığı talihsizliği, 1665 insanın eşlerinin hepsi birkaç defa yaşadı. Erdoğan’ın yaşadıkları ‘keşke yaşanmasaydı’ ve ‘insani açıdan inciticiydi’ şeklinde yorumlanıyorsa, insan olmak bakımından benim eşimin duygularından hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla Sayın Başbakan’ın eşine reva görülen ‘keşke’ sözünün benim eşime de söylenmesini istiyorum. Askeriyeden atılmış olan kişilerin eşlerine de. Onların da pek çok yere giremediklerini, kabul edilmediklerini, hatta kovulduklarını gördük.

Kardak krizi sırasında araştırma yaparken, bildiğiniz tarihin gerçek tarih olmadığını belirtiyorsunuz. Sonrasında ise gerçek tarihi unutup, bildiğiniz tarihi hatırlamak gerektiğini söylüyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Ben o dönemde tesadüfen üç hilal gizlilik derecesinde belgelerle karşılaştım. Bu belgelerin ne olduğunu ve ne olması gerektiğini kıyamete kadar unuttum. Hatta hatırlamıyorum bile…

28 Şubat karanlığında medyanın büyük rolü olduğunu söylüyorsunuz. Sizin atılmanızda da medyanın rolü olduğunuzu belirtiyorsunuz. Medya tam olarak ne yaptı sizce?

TSK ülkenin dış tehdidi kadar, iç tehdidini de güvenli bir şekilde bertaraf etmekten kendini mesul tutar. Medya o kadar ajite ediciydi. Medya, at izi ile it izinin birbirine karıştığı bir ortamda, dindar insanlarla dinciyi, irticacı ile muhafazakar insanı ayırt etmeden her şey yayınladı. Fadime Şahin ve Ali Kalkancı haberlerini düşünün, her gün yeni bir irtica haberi yayınlanıyordu.

Böyle bir durumda TSK’nın başındaki kadronun bu duruma ilgisiz kalabileceğini kim söyleyebilir. Bunun için medya 1960 yılında, 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta da aynı şeyi yapmıştır… Ama görüyorum ki bugünlerde aynı şeyi yapmıyor. Bu yüzden bu ülkede demokrasi geliyor diye seviniyorum…

VİCDANIMA SÖZ GEÇİREMEDİM
Ben anılarımı yazıp-yazmama konusunda uzun süre direndim ama sonunda vicdanıma söz geçiremedim. Çünkü tarih ve insanlar bunu bilmeli. Türk Silahlı Kuvvetleri böyle bir dönemden geçti ve silahlı kuvvetlerin içinde 28 Şubat dönemine ilişkin bazı yanlış ve kötü işler yapıldı. Benim Silahlı Kuvvetlerle bir problemim yok, olamaz da… Benim Silahlı Kuvvetlerin içerisindeki bazı insanlarla problemim var. TSK’nın içindeki bazı insanların yanlış uygulanmaları görülsün, bilinsin diye ne olursa olsun kitabı bu sene yayınlama kararı aldım. Sebebi de; benim gibi 1665 insan mağdur edilmişti ve bu insanların mağduriyetlerini her erteleme yaptığım zaman, daha da uzatmış oluyordu. Ben bu mağduriyetler son bulsun diye kitabı şimdi yayınladım.

VAKİT

2010-02-14 15:56:14

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı AHMET TÜRKAN, DEMOKRASİ, HABER-MEDYA, HAYATA DAİR içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s