Muhteşem Mü'min

İman, mü’mini aziz yapar; aktif, fedakâr, vefalı ve cesur bir insan
çıkarır ortaya. Allah’ın en büyük olduğunu haykıran insan, insanların
önünde eğilmez, onurundan taviz vermez. Mü’min, bakarken Allah’ın
nuruyla bakar, ferasetinden korkulur. Yürürken yere basar, konuşurken
doğruyu konuşur. Mü’min muhteşemdir. İmanı ona sürekli bir ihtişam
verir. Mü’min ihtişamını korur.

Mü’min, muhteşem olduğu için gelip geçen olayların, sıkıntıların
altında ezilmez. Dar düşünceler peşinde olmaz. Tavırlarında ve
tutumlarında imanının ihtişamı vardır. Büyük düşünür, büyük yapar.

Muhteşem bir imanın ihtişamını taşıyan mü’min, kendini Allah’a dayar.
Acizden medet ummaz; kendisi gibi fanilere bel bağlamaz. İmanının
kıymetini bilir. İmanını güçlü tutacak işleri benimser; onu Allah’ın
en büyük ihsanı olarak canı, cananı bilir. İmanın ihtişamını yansıtan
bakışlarla bakar. Tuttuğunu öyle tutar. Saldığını öyle salar. Mü’min,
imanıyla, amel ve ahlâkıyla muhteşemdir. Azizdir, değerlidir. Allah
katında değerlidir, mü’min kardeşleri yanında değerlidir.

İhtişam testi
İmanın üzerimizde bıraktığı izin, bize oluşturduğu kimliğin ne düzeyde
olduğunu biz de test edebiliriz:

*İman kardeşlerimize yüreğimizde ne kadar yer açabildiğimizi,

*Dünyevileşme iptilasına karşı ne durumda olduğumuzu,

*İbadetlerden haz alıp almadığımızı,

*İnfak edip etmediğimizi,

*Gözlerimizdeki rutubeti,

*Haramlardan ne kadar kaçındığımızı,

*Kur’an’la alakamızı,

*Sabır ve sebatımızı,

*Tevekkülümüzü, rızk endişemizi, umudumuzu,

*Allah’a davette görev alabilmemizi,

Test ederek, imanın ihtişamını ölçebiliriz. Ölçümümüz sahabiler
üzerinden olmalıdır elbette.

Allah’ı tanımak ihtişamı artırır!
Mü’Minin Allah Teâlâ hakkındaki bilgisi derinleştikçe, iman menşeli
ihtişamı da büyür. Allah’ın zatını tanımak, razı olacağı ve gazap
edeceği şeyleri bilmek, O’nun kitabını anlayabilmek hayatın sırrına
vakıf olmak, dolu dolu yaşamaktır. Allah’ı, emir ve yasaklarını,
şeriatını bilmek, bilgiyi tatbikata koyabilmek, Allah’ın razı olacağı
yolda bulunmaktır. Bunun bir anlamı da sürekli Allah’ın korumasında
olmak, O’nun yardımını hissederek yaşamaktır. Allah’ı tanıyan O’ndan
korkar. O’ndan korkan azabından emin olur. Nihai gaye, en büyük emel
de budur. Mü’min, Rabbini görüyor gibi ibadet etme düzeyine gelince
ihtişamın zirvesine çıkmış olur. Şehadete koşacak hale gelir. Malını
infak etmekte tereddüt etmez. Sevdiğini Allah için sever, buğzu Allah
için olur. O artık yeryüzünde yürüyen bir melektir.

Kulları arasında ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkacakları için,
Allah’ı tanıtan Kur’an’ı, Allah adına konuşmuş olan Peygamber
aleyhisselamın mirasını öğrenmeye çalışır. Allah’ın mülkünde tefekkür
eder. Kur’an okudukça imanı artar, kendine güveni artar. Allah’ı
tanıyan biri olarak O’nu çok zikreder. Allah’ı zikredenle zikretmeyen
arasındaki farkın diri ile ölü arasındaki fark gibi olduğunu bilir.
(Buharî, Daavat, 66-6407)

Yapabileceği bir nafile üzerinde yoğunlaşarak veya nafileleri
önemseyerek Allah’a yakınlığını artırır. Bu yakınlık sayesinde
Allah’ın veli kulu olur. (Buharî, Rekaik, 38-6502)

Sevdiğini sadece Allah için sever
Ateşe atılmaktan korktuğu gibi küfre dönmekten korkar.’ (Buharî,
İkrah, 1-6941; Müslim, İman, 15-164)

Çevresini seviyeli tutar, çevreyi muhafaza eder
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin münafıklaştığını söyleyen
Hanzala’ya yaptığı uyarının inceliğini kavramaya çalışır: ‘Nefsimi
elinde tutana yemin olsun ki siz, hep benim yanımda olduğunuz gibi
devam edecek olsanız melekler yataklarınızda ve sokaklarda sizinle
musafaha ederdi. Ama Hanzala, bir öyle bir böyle.’ (Müslim, Tevbe, 3-
6900; Tirmizî, Sıfatülkıyameti, 59-2514)

Hanzale, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzurundaki imanî
heyecanını, çoluk çocuğunun arasına karıştığında koruyamadığını, bu
durumun da bir tür münafıklaşma olduğunu söyleyerek şikâyette
bulunmuştu. İhtişamın mescit ve evde aynı düzeyde kalmayı
gerektirdiğini zannetmişti. İniş ve çıkışları helak olmak olarak
telakki ediyordu. Gerçek ise öyle değildi. Sokak şartlarında
mescitteki pozisyonu devam ettirmek mümkün değildi.

İman aynı iman olarak kalacak ama sokaktaki pozisyon sokağa, evdeki de
eve uygun olacaktı. Ama imanın ihtişamından taviz vermeden olmalıydı
bu. Mü’min muhteşemdir diye uyumaz, yemez, gülmez, yorulmaz diyemeyiz.
İhtişamına uygun olmayanı yapmaz deriz.

O ihtişama uygun olmayan insanla oturup kalkmaz, deriz: ‘Kişi
arkadaşının dini üzeredir. Sizden biriniz, kiminle arkadaş olduğuna
baksın.’ (Ebu Davud, Edeb, 19-4833; Tirmizî, Zühd, 45-2378)

Günahlara karşı gevşekliğin, kendisini Allah’tan uzaklaştırabileceğini
bilir ve günaha taviz vermez. Günahkârlarla mesafeli kalır. Bedene
giyilen elbisenin eskidiği gibi imanın da eskiyebileceğini bilir.
Allah’tan imanını kalbinde yenilemesini ister. (Müstedrek, 5)

Mü’min güzeldir, muhteşemdir. İman farklıdır. O farkı hisseden daha da
farklıdır.

İhtişam sıradanlığa manidir
İman farkı gündelik hayatta ve idealde kendini gösterir. Sevdiğini
yalnız Allah’ın rızasını esas alarak sever, buğz ettiğinde de durumu
böyledir.

Vatandaşlardan bir vatandaş, evden işe, işten eve; ezan okununca
camiye giden insan seviyesi imanın yerleştiği bir kalbin sahibinin
seviyesi değildir. Giyimden, yürüyüşe kadar her şeyde fark kendini
gösterir.

‘Üç şey vardır ki, kimde onlar varsa imanın tadını bulmuş olur:

Allah ve peygamberi, ikisinin dışındaki herkesten daha sevgili olur
ona.

Nureddin Yıldız

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı FIKIH, HADİS, KUR'AN, İSLAM, İSLAMİHAYAT içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s