Ergenekon’un Washington çıkartması

Haberi yazan Dan Bilefsky. 35 yaşında, Kanada doğumlu. Bir sure öncesine kadar New York Times’ın Brüksel Büro şefiydi. Oxford ve Pensilvania Üniversitelerinden mezun. NY Times’dan once The Wall Street Journal ve The Fınancial Times gazetelerinin New York, Londra, Paris ve Prag muhabirliğini yapmıştı.

Türkiye’nin güneydoğu Anadolu bölgesinde çok eşlilik, Arnavutluk’ta kan davası, İspanya’da Viagra patlaması haberleri de ilginç haberleri arasında.

Bilefsky macerayı seven bir gazeteci. Rus Gürcü savaşından, Kosova’nın bağımsızlık savaşına, Arnavutluk dağlarındaki geleneksel yaşam pratiklerine değin epey geniş bir ilgi alanı var.

En son imza attığı habere bakacak olursak. Bilefsky, NY Times’ın yeni İstanbul muhabiri olsa gerek. Hayırlı uğurlu olsun.

NY Times gibi referans gazeteciliği konusunda tüm dünyada örnek olarak alınan bir gazeteye ve o gazetenin deneyimli bir muhabirine gazetecilik dersi verecek ya da ahkam kesecek değilim elbet. Bilefsky’nin imzasını attığı son 2 habere bakılırsa yeni ilgi alanı Türkiye’deki Ergenekon davası.

Ancak konu Ergenekon ve Türkiye olunca sadece heyecanlı haberlere imza atmış olmak yetmiyor.

Dava kuşkusuz yabancı bir gazeteci için oldukça güzel bir konu.

Bilefsky’nin dün NY Times’ın Avrupa Edisyonunda yer alan haberinde Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya ve Kafkas Enstitüsü’nden Gareth Jenkins’in “Ergenekon, onu savunanların aksine çoğulcu bir demokrasi yolunda değil, otoriter tek bir devlet olma yolunda giden bir süreç” şeklindeki sözlerine yer verilmiş.

NY Times’ın çiçeği burnunda yeni İstanbul muhabirine gore Ergenekon davası Hükümet tarafından gereğinden fazla abartılıyormuş.

Bilefsky bu haberini İstanbul’da ikamet eden ve Ergenekonu savunan kesimlerle iyi ilişkileri bulunduğu anaşılan Jenkins’e dayandırıyor once. Ardından, Türkan Saylan’dan sonra ÇYDD’nin yeni başkanı Aysel Çelikel, Uğur Dündar’la birlikte Star Haber’i hazırlayan ve Nedim Şener’in görüşlerini aktarıyor bir bir.

Bu isimlerin ortak özelliği kuşkusuz Ergenekon davası ile ilgili taraf pozisyonunda olmaları.

Bu görüşlere karşıt görüş olarak ise sadece Egemen Bağış’ın görüşlerine yer verilmiş ki o da metnin içinde kaybolup gitmiş: “İfade özgürlüğü kimseye demokratik bir şekilde seçilmiş hükümeti yıkmak için bir milis gücü kurma hakkı vermiyor.”

Haberde, Gareth Jenkins’in Ergenekon iddianemesiyle ilgili “Kimisi fantastik ve kimisi absürd” şeklindeki sözlerine yer verilmiş. Buna örnek ise ilk iddianamede dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile Ergenekon’un lobisinin AKP hükümetini devirmeye yönelik görüştükleri iddiası gösteriliyor. Bu iddia çok absürdmüş.

Ergenekon Savcıları ciddiye alırlar mı bilmiyorum ama NY Times Gazetesi’nin ve İstanbul muhabirlerinin fazlasıyla ciddiye almaları gereken bir söyleşiden bazı bölümler aktarmak istiyorum şimdi de. Şu an aktaracağım bu bilgiler ilk defa bu köşede yer almaktadır, bunu da peşinen belirtelim.

İddiaların sahibi Sibel Edmonds. Bundan sadece kısa bir sure once, 1 Kasım 2009 tarihinde ‘American Conservative’ adlı dergide ‘Who is afraid of Sibel Edmonds’ başlıklı röpörtajda yayınlandı bu iddialar.

11 Eylül olayının ardından FBI bünyesınde 5 yıl boyunca Türkçe ve Farsça tercüman olarak çalıştı. Görevi ABD’de görev yapan şüpheli Türk istihbaratçılar ve bağlantıda oldukları kişilerin aralarında geçen konuşmaları tercüme etmekti. Ne olduysa 2002 Nisan’ında oldu. Tercüme servisinde çalışan bir arkadaşının ABD’li üst düzey görevlilere rüşvet vermekten, uyuşturucu ticaretine, yasadışı silah satışından, kara para aklamaya ve nükleer mevzulara kadar bir dizi suçtan ötürü FBI’ın yakın takibe aldığı bir Türk örgütüne mensub olduğunu seslendirmeye başlayınca onun için beklenen son başlamıştı.

Zira iddiaların bir kısmı Amarikanın oldukça güçlü bazı isimlerine de uzanıyordu.

Adalet Bakanlığı genel müfettişi raporunda Edmonds’un iddialarını güvenilir, ciddi, haklı bulduğunu yazdı. Senato Yasama Komitesi üyesi, Pat Leahy ve Chuck Grasley Edmonds’a açıkça arka çıktılar. FBI’ın Türk asıllı tercümanı Sibel Edmonds görev yaptığı sırada inanılmaz suçlara bulaşan uluslararası bir Türk organizasyonundan söz ediyordu. Edmonds’un bu açıklamalarına gore FBI, ABD’nin 1994-1997 yılları arasına Türkiye büyükelçişiğini yapmış olan Marc Grossman ve yardımcısı Hava Albay Major Douglas Dickerson’ı uluslararası bir Türk suç örgütüyle bağlantıları olduğu şüphesiyle izlemeye almıştı.

Grossman’ın bazı resmi ve gayrı resmi İsrailli’lerle de irtibatı bulunuyordu. Grossman’ın Susurluk kazasından sonra bazı Türk askeri istihbarat görevlileri ile irtibatı olduğu için de Türkiye’yi terk etmesi gerekiyordu. Grossman’ın yardımcısı Hava Albay Douglass Dıckerson da Susurluk kazasından hemen sonra Türkiye’yi terketmiş ve Almanya’ya gitmişti. Karısı Türk’tü ve Amerika’ya geldiklerinde o da FBI’a tercüman olarak girmişti. Grossman ve Dickerson’un Türkiye’yi terketmelerinin tek nedeni ise Susurluk ile ilgili başlayan dava süreci olmuştu. Yani işin ucunun kendilerine gelmesinden korkmuşlardı. Sibel Edmonds bu bayanın söz konusu organizasyonla ilişkisini fark edip rapor etmesi ise kendisi için sonun başlangıcı olmuştu.

Bu arada bu Albayımız daha sonra kimin yanında çalışmaya başlamış?

Douglass Feith’in yanında.

O kim peki?

Bush yönetimi döneminde güvenlik politikalarının beyni sayılabilecek, Dick Cheney’e en yakın isimlerden biri ve hani bizim bazı generallerin de katıldığı AKP’yi devirmeye yönelik planların yapılıp da deşifre edildiği o malum Hudson Enstitüsünün de en etkili isimlerinden biri.

Dick Cheney ile bazı Ergenekoncuların görüşebilmesi absurd öyle mi? O zaman eski FBI görevlisi Sibel Edmonds’un ifadelerinin İngilizcesine bakalım:

‘As part of the background, I was briefed about why these operations had been initiated and who the targets were.

Grossman became a person of interest early on in the investigative file while he was the U.S. ambassador to Turkey [1994-97], when he became personally involved with operatives both from the Turkish government and from suspected criminal groups. He also had suspicious contact with a number of official and non-official Israelis. Grossman was removed from Turkey short of tour during a scandal referred to as “Susurluk” by the media. It involved a number of high-level criminals as well as senior army and intelligence officers with whom he had been in contact.

Another individual who was working for Grossman, Air Force Major Douglas Dickerson, was also removed from Turkey and sent to Germany. After he and his Turkish wife Can returned to the U.S., he went to work for Douglas Feith and she was hired as an FBI Turkish translator. My complaints about her connection to Turkish lobbying groups led to my eventual firing.

Grossman and Dickerson had to leave the country because a big investigation had started in Turkey. Special prosecutors were appointed, and the case was headlined in England, Germany, Italy, and in some of the Balkan countries because the criminal groups were found to be active in all those places.’

Madem ki pandoranın kutusunu açtık o zaman devam edelim. Sibel Edmonds söyleşisinde dönemin Türk askeri ateşesinin açıkça Suudi asıllı bazı iş adamlarına para karşılığında gizlilik dereceli belgeler sattığını da ifade ediyor. Önce Pakistan İstihbaratına satmak istemiş. Pakistanlı parayı çok bulunca bizim askeri ateşeyi Chikago’daki bağlantısı Suudilere yönlendirmiş. Satış işlemini gerçekleştirmek için Detroit’e uçmuşlar. Bu bilgiler ise nükleer silahlar ve teknolojiyle ilgili bilgiler. Sakın bu bilgiler de bu Suudiler üzerinden El-Kaide’ye gitmiş olmasın? Aynen aktarıyorum:

“EDMONDS: In one case, for example, a Turkish military attaché got the disc and discovered that it was something really important, so he offered it to the Pakistani ISI person at the embassy, but the price was too high. Then a Turkish contact in Chicago said he knew two Saudi businessmen in Detroit who would be very interested in this information, and they would pay the price. So the Turkish military attaché flew to Detroit with his assistant to make the sale.”

Ahmet Hakan dünkü yazısında öve öve bitiremediği, Hürriyet’in de bağımsız İngiliz araştırmacı diye duyurduğu Gareth Jenkins adlı İngiliz Araştırmacı ile ilgili soruyor:

‘Hadi diyelim ki bize “sulandırıcı” rolü verilmiş, onu oynuyoruz…

Peki bu “yabancı sulandırıcı”, hangi odağın emrini yerine getiriyor?

Yoksa o da mı Ergenekon’un adamı?’

Gareth Jenkins’I tanımam etmem. Hakkında yorum yapacak değilim. Lakin Sibel Edmonds’un açıklamalarına bakılırsa Susurluk’la ilişkileri FBI’ca tespit edilen Marc Grossman’ın New York Times da adamları varmış. Bakın ne diyormuş Grossman telefonda: ‘Biz NY Times’daki adamlarımıza faks geçeriz onlar da isimlerini koyup yayınlarlar.’ İngilizcesi aynen aşağıda.

EDMONDS: Yes. Sometimes he(Grossman) would give money to the people who were working with him, identified in phone calls on a first-name basis, whether it’s a John or a Joe. He also took care of some other people, including his contact at the New York Times. Grossman would brag, “We just fax to our people at the New York Times. They print it under their names.”

New York Times bu kişileri hala bünyesinde barındırıyor mu bilmiyorum. Ama bu tür ilişkilerin her zaman mümkün olabileceğini biliyoruz.

Edmonds’un anlatımlarına gore bu organizasyonla bağlantılı Douglas Feith, Marc Grossman ve Richard Perle isimleri göze çarpıyor. 2000 yılında, bu organizasyon Illınois Senatörü Jan Schakowski’ye inanlılmaz bir seks tuzağı kuruyor. Edmonds’un iddiasına gore Organizasyon Jan Schakowsky’nin bisexsüel olduğunu farkediyor. Bir sure sonra bu bayan senatörün yanına Türk asıllı bir bayan yanaştırılıyor. Senatör’ün annesi vefat ettiğinde bu bayan cenaze merasimine katılarak sekantörün zayıflığından yararlanmayı umuyor. Senatörün evine kayıt cihazları ve gizli kameralar yerleştiriliyor. Gerisini anlatmama sanırım gerek yok. Organizasyon bu yolla senatör ve kocası Robert Cramer’ın Illinois’ta bazı yasa dışı işleri gerçekleştirmelerini istiyor. İnanmayanlar metnin İngilizcesine göz atabilirler.

‘In 2000, another representative was added to the list, Jan Schakowsky, the Democratic congresswoman from Illinois. Turkish agents started gathering information on her, and they found out that she was bisexual. So a Turkish agent struck up a relationship with her. When Jan Schakowsky’s mother died, the Turkish woman went to the funeral, hoping to exploit her vulnerability. They later were intimate in Schakowsky’s townhouse, which had been set up with recording devices and hidden cameras. They needed Schakowsky and her husband Robert Creamer to perform certain illegal operational facilitations for them in Illinois. ’

İlginçtir ki Schakowsky, Obama’ya yakınlığı ve Dick Cheney’e olan düşmanlığı ile biliniyor. Bu arada yine ne ilginçtir ki Schakowsky bugün ABD kongresinde istihbarat senato alt komitesenin de başkanı.

Bu iddialar da absurd mü geldi size yoksa?

Aydoğan VATANDAŞ

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı AHMET TÜRKAN, DEMOKRASİ, EDEBİYAT, EKONOMİ, GÜNLÜK, HABER-MEDYA, HAYATA DAİR, MAKALE, MÜZİK, İSLAM içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s