SUÇ VE CEZA

Başlığı okuyunca muhtemelen Dostoyevski’nin ünlü romanından alınmış pasajlardan veya içerikten bahsedeceğimi düşünmüş olabilirsiniz.
Aslında isim benzerliği. İlim adamlarımız bakın suçu nasıl tanımlıyor.
“Suç denilen olaya, yani belirli hareketlerin yasak fiillerden sayılmaları ile, bunları işleyenlerin çeşitli tepkilere konu olmalarına, devlet müessesesi şeklinde gelişmiş insan toplumlarının meydana çıkışından çok önce bile rastlanmıştır. Tarihte hiçbir toplum yoktur ki, orada belirli fiiller yasaklanmamış ve bunun karşılığı olarak ceza müeyyidesi var bulunmamış olsun. Suçlar toplumların sosyal, ekonomik ve manevi şartlarına göre şekillenmiştir.
Toplumbilim (sosyoloji) kişinin, iştirakçisi olduğu toplumun bilinçli bir üyesi olabilmesi, toplumsal kültürün gereklerine göre hareket edebilen bir kişilik kazanabilmesi için, sosyalleşmenin gerekli olduğunu belirtmektedir. Sosyalleşmenin gereğine uygun olarak gerçekleşmesi zorunludur. Sosyalleşmede ise başta gelen araç cezalandırma ve ödüllendirmedir.”(1)
Suç ve cezanın tanımı böyle olmasına rağmen, ülkemizde özellikle son yıllarda ceza tanımlarında bir gariplikler var.
Yaklaşık son bir haftadır kamuoyunun kafasını kurcalayan, kamu vicdanını yaralayan Hüseyin ÜZMEZ olayı var. Olayın faili olarak bir süre gözaltında tutulan kişi, mağdurenin ruhsal durumunun bozulmamış olması yönünde verilen rapora istinaden salıverildi ve ceza almadı. Üstüne üstlük bir takım TV kanallarında verdiği röportajlar, beyanlar, tartışma programları vesaire ile gerek bilerek gerekse bilmeyerek bu işin reklamını yaptı.
Bu tavır hiç kimse tarafından hoş görülmez iken bazı yayın organlarının Hüseyin Üzmez’in İslami söylemlerini baz alarak İslamın özüne saldırmak maksatlı beyanatlar da bulunmaları hoş olmamakta ve mensuplarını üzmektedir. İslam dinide evlilik akdine dayanmayan, yani ne İslami nede hukuki evlilik akdine dayanmayan her türlü ilişkinin, zina olarak tanımlandığı, haram olduğu ve cezai müeyyide gerektirdiği (“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur”. İsra Suresi : 32) bilinirken, failin İslami söylemlerine dayanarak bu durumun Müslümanların ortak karakteri gibi lanse edilmesi hiç yakışık almayan bir durumdur.
Kişi ceza almadı ama toplum vicdanı zedelendi. Aslında toplum bu durumun cezalandırılmasını istiyor, ama yukarıdaki tanımdan anımsayacak olursak, bir durumun suç olarak tanımlanabilmesi için hukuki tanımının olması gerekir. Yani hukuk dili ile karine olmadan ceza olamaz.
Peki burada zedelenmiş kamu vicdanına tekrar soruyorum. Zina suç sayılsın yönünde verilen kanun teklifine bu kadar itiraz edenler, yürüyüşler düzenleyenler, bu vicdani durumdan rahatsızlık duymuyorlar mı.
AKP’nin zinanın suç sayılması ile ilgili verdiği kanun teklifi için kamuoyunda kopartılan fırtınalardan bir örnek :
“Yasayla saadet olmaz
Serpil Savumlu
AKP hükümetinin zinanın cezalandırılmasına ilişkin düzenlemeyi Türk Ceza Kanunu’na (TCK) yeniden koyma ısrarı, hukukçular ve kadın örgütleri tarafından tepkiyle karşılanıyor. İstanbul Valiliği İnsan Hakları İl Masası Başkanı Vildan Yirmibeşoğlu, Türkiye’nin insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmaması için uluslararası sözleşmelere imza attığını hatırlatarak, uygulamanın eskiye dönüş anlamına geldiğini söyledi. Yirmibeşoğlu, eşlerin yasal düzenlemelerle evliliklerini kurtaramayacaklarını vurgulayarak uygulamanın namus cinayetlerinin artması anlamına geldiğine dikkat çekti.”(2)…….!

Konunun tamamını okumak isteyenler aşağıdaki linki tıklayabilirler.
Bunca eleştiriler ve Anayasa mahkemesine yapılan itirazlar sonucunda zina Ceza Yasamızda suç olmaktan çıkarılmıştır. (dipnot: Anayasa Mahkemesi Anayasamıza aykırılığı nedeniyle zinayı düzenleyen TCK 440,441,442,443 ev 444. maddeleri 1996-1998-1999 yıllarında iptal etti. Yeni Ceza Yasası tasarısında da zinanın suç olarak düzenlenmesi öngörülmüyor)

Yukarıdaki paragrafta da açıkça belirtildiği üzere ceza talebinin AKP tarafından olması dolayısı ile bu talebin dini formasyon kaynaklı olduğunun düşünülmesi ve bunun engellenmesi, hem dindar toplumumuza hem de hukuk sistemimize zarar verdiği görülmektedir. Bu konuda Avrupa Birliğinden de menfi yaklaşımlar geldiği ve iptalde etkili olduğu kanaatindeyim. Avrupa’nın dini ve sosyal yapısı zinayı affedebilir, fakat büyük çoğunluğun Müslüman olduğu ve yüzyıllardır düzgün yaşam biçimleri ile şekillenmiş Türk toplumunun aile normu, bu tip yaklaşımları kaldıramaz. Zaten gelen tepkilerde bu durumun bir neticesidir.

Aile ve sosyal yapımızı bozabilecek her türlü ahlaksızlığın önünün alınması, ve kanunlarda da vazedilen Sosyal Devlet anlayışımızın düzgün bir zemine oturtulabilmesi için Medeni Hukukumuzun ve Ceza Yasalarımızın bir an önce gözden geçirilmesi ve asli unsur yapımıza uygun hale getirilmesi Türk toplumunun bir ferdi olarak en büyük dileğimdir.

Kaynaklar: (1) Ord.Prof.Dr.Sulhi DÖNMEZER http://www.kriminoloji.com/Suc%20kavrami.htm
(2) http://www.evrensel.net/04/09/05/politika.html#1

Reklamlar

About ahmetturkan

ekonomist
Bu yazı GÜNLÜK içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s