Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

TBMM HACI-HOCA DOLU


TBMM HACI-HOCA DOLU
Atatürk’ün Lenin’in büyükelçisiyle KOMÜNİST OLACAĞIZ diyaloğu.
16 Kasım 2009 / 17:15 CHP’li Onur Öymen’in, Kürt açılımında kullanılan Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün, böyle bir barış girişimine uymayacağını ima ederek Dersim örneğini vermesi, Atatürk’ün “yurtta sulh” konusundaki gerçek görüşlerinin merak edilmesine yol açtı. Bize okullarda okutulan “resmî” Atatürk portresinin dışında bir başka Atatürk portresi daha olabileceği düşüncesiyle, bu konuda titiz araştırmalar yapmış ve Ama Hangi Atatürk? adıyla bu konuda çok kapsamlı bir kitabı yayımlanmış olan ülkenin önde gelen entelektüellerinden Taha Akyol, Neşe Düzel’e Atatürk döneminin bilinmeyenlerini anlattı.
ÖNCE TÜRKİYELİLER SONRA YÜCE TÜRK MİLLETİ
“Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir. ‘İdare-i maslahatçılar, esaslı inkılâpçı olamazlar’ diye sözü var Atatürk’ün. Büyük Taarruz’a hazırlanırken, ‘Türkiyeliler’ diye konuşan Mustafa Kemal, İzmir’i aldıktan sonra beyanatına, ‘büyük ve asil Türk milleti’ diye başladı. Kemalizm halka dayanan bir rejim değildi. Demokrasi değildi. Rejimin halka değil silaha dayandığını Kemalist Yakup Kadri de, Falih Rıfkı da söyledi.”

KURTULUŞ SAVAŞINA SOVYET DESTEĞİ İÇİN ‘KOMÜNİZM’ KANDIRMACASI
Akyol, Atatürk’ün Rus büyükelçisiyle arasında geçen diyaloğu da anlattı.

NEŞE DÜZEL: CHP’li Onur Öymen’in Atatürk dönemindeki Dersim katliamından söz etmesi, Atatürk’ün dönemini yeniden tartışmaya açtı. Onur Öymen, Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü değil, Dersim’deki uygulamalarını örnek almak gerektiğini söyledi. Böylece karşımıza söyledikleriyle yaptıkları çelişen bir Atatürk çıktı. Atatürk çelişkileri olan bir lider miydi?

TAHA AKYOL: Bütün liderler gibi Atatürk’ün de belirli bir dönemdeki sözü ve uygulamasıyla, bir başka dönemdeki sözü ve uygulaması arasında çelişkiler, birbirine zıt ifadeler ve davranışları vardır.

MECLİS’İNİZ HACILARLA DOLDU
Atatürk’ün hangi konularda çelişkileri vardı?
Mesela Milli Mücadele’de Atatürk Abdülhamit’ten daha İslâmcıdır. Halkı etrafında toplamak için Abdülhamit’ten daha İslâmi bir dil kullanmıştır. Tamamen politik bir davranış bu. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda dışarıdan yardım alabilmek için de Mustafa Kemal, hem İslâm’a hem sosyalizme oynadı. Hatta “ben komünistim” anlamında sözler söyledi. Lenin’in Ankara’ya gönderdiği büyükelçiye, “Biz zaferden sonra sizin gibi Bolşevik bir rejim kuracağız. Zaten bizim Meclis’imiz de halk tarafından seçildiği için Bolşevizm’e yakın” dedi. Büyükelçi, “Sizin Meclis’iniz hacılarla, hocalarla dolu. Proletarya yok orada. Nasıl Bolşevik olacaksınız?” deyince de, “Zaferden sonra ben onları temizleyeceğim” cevabını verdi.

ZAFER KAZANDIKTAN SONRA KAPİTALİST DİLLE KONUŞTU
Nitekim Anadolu’da kurulan rejim, Sovyet sistemine benzer tek partili totaliter bir rejim olmadı mı?
Atatürk, Meclis’i, kendi tayin ettiği üyelerden oluşturdu ama bunu proletaryayı iktidara getirmek ve Bolşevizm’i kurmak için değil, Kemalist rejimi kurmak için yaptı. Atatürk’ün bir politikacı olduğunu dikkate almak lazım. Yoksa Atatürk’ün dünya görüşü kapitalizme çok yakındır. Milli Mücadele devam ederken, Amerikalılara Chester imtiyazını verdi. Eskişehir’den Musul’a kadar bir demiryolu kurulacak, etrafındaki belli bir arazide de Amerikalılara petrol ve maden arama ve işletme hakkı verilecekti. Amerikalılar iktisadi bulmadıkları için bu imtiyazdan kendileri vazgeçtiler. Milli Mücadele sırasında genellikle sosyalist terminolojiyi kullanan Atatürk, zafer kazandıktan sonra kapitalist bir dille konuştu.

KAYNAK : http://www.ensonhaber.com/gundem/240155/tbmm-haci-hoca-dolu-.html (17.11.2009)

Yeni Islak İmzalı Belgeler

ISLAK İMZALARA DEVAM
Bir TSK Personelinin Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Muhalefet liderlerine yeni belgeler gönderdi!

Aktifhaber’in haberine göre Ergenekon Savcıları, Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Muhalefet Liderleri’ne bir TSK personeli tarafından yeni ihbar mektubu gönderildi.

Dursun Çiçek’le ilgili Karargah’taki soruşturmada bilgisayarları incelemekle görevli bir TSK personeli yeni bir ihbar mektubu gönderdi.

Mektubun ekinde, imhadan kurtarılan çok sayıda belge olduğu ifade ediliyor. Dosya Ergenekon Savcıları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı ve Muhalefet Liderleri’ne gönderildi.

KAYNAK : AKTİFHABER

trafik
Çankaya yokuşunda bir kaç yerde trafiğin tıkandığı haber verilir. Polis helikopteri olayı izleme için kuşbakışı gözlemlemeye çıkar. Ve fıkra bu ya bakın helikopterden görünen Ankara manzarası nasıldır?

Bir trafik fıkrası ile söze başlamak istiyorum.

“Çankaya yokuşunda bir kaç yerde trafiğin tıkandığı haber verilir. Polis helikopteri olayı izleme için kuşbakışı gözlemlemeye çıkar.

Sol şeritte bir hareketlilik var ve trafik arkaya doğru tıkanmış. Deniz Baykal arabasını yavaşlatmış penceresinden çevreye bağırıyor: ‘Bu yol benden sorulur ben izin vermezsem kimse geçemez.’

Biraz daha ileride Süleyman Demirel sağ şeritte itibaren dört şeridi birden kapatmış kimsenin geçmesine izin vermiyor. Zaman zaman askeri araçların geçişine izin veriyor. Kendisine eskortluk yapılmasını sağlıyor, ‘Tapulu yoluma gecekondu yaptırtmam’ diyerek trafiği yavaşlatmış durumda.
Biraz daha ilerde Kenan Evren yolun ortasına nizamiye koymuş kimlik kontrolu yapıyor trafik akışı çok yavaşlamış. Kendisine itiraz edenlere kışlayı gösterip korkutuyor.
Tam Kenan Evren’in karşısında Erbakan Hoca yola seccadeleri sermiş cemaaatle namaz kılıyor trafiği hiç umursamıyor.

Demirel’le Kenan Evren’in arasında Devlet Bahçeli komandolarını yanına almış ‘Paşama dokunmayın’ diye fedailik yapıyor. Trafikte ilerlemek isteyenleri tehdit ediyor.

Tayyip Erdoğan gerilerde kalmış arkasında büyük bir araba ordusu var, ilerlemeye çalışıyor sürekli kornalar çalıyor, ‘Hadi ne duruyorsun Özal olsa ne yapıp edip trafiği açardı’ diyorlar. Tayyip Bey kafasını kaşıyarak arkasına bakıyor, ‘Bu korna sesleri de beni çok zorda bırakıyor’ diyor.”

“Adın mülayim sert olsan ne yazar”

Türkiye’nin sorunu Kürt sorunu veya irtica sorunu değil Ankara sorunu diyenler haklı çıkıyorlar. Yoğun toplumsal bir talep var, hükümet buna paralel ilerlemeye çalışıyor ve çok zorlanıyor.

Hükümet “Adın mülayim sert olsan ne yazar” diyenlerin etkisinde kalıp, yanlış davranıp kavgaya karışırsa veya hedefinden vazgeçip nemelazım derse yahut sadece kendi çıkarını düşünüp şartları zorlamazsa kısa orta uzun vadeli planlar yapmazsa ‘Ankara sorunu’ devam eder.

Bu tarz krizlerin çözülmesi tarfik sorunun çözülmesine çok benzer.

Kısa vade de çözüm olarak sinirlenip arabayı kenara çekip yolu terk edebilirsiniz, kestirme bir yola saparak kendinizi kurtarabilirsiniz veya sabırla bekleyip arkanızdaki talebi göz önüne alıp herkesi ikna etmeye çalışıp kontrolu elinize alabilirsiniz.

Orta vade de trafik kurallarında değişiklikler yaparak şerit sınırlamaları ve bağlantı yolları açarsınız. Uzun vadede ise yeni yollar yaparsınız. Aksi takdirde arkadan gelenler yeni çözümler bulur.

Bugün Ankara siyasi trafiğinde kısa vade de ikna turları ile biriken talebi gösterip kendinize hareket alanı oluşturursunuz. Derhal trafik kurallarında yanlışları düzeltir trafik işaretlerini yeniden düzenlersiniz. Orta ve uzun vadede ‘TBMM yi çalıştırmak’ gibi yollarla yetkilileri toplayıp trafik kurallarında yeni tanımlamalar yaparsınız.

Kenarda bekleyen kaos oluşturup duruma el koymak isteyenlerin oyunu böyle bozulur.

Darbelerin üç ayağı
Darbecilerin ve oldu bitticilerin hadlerini bilmeleri için mutlaka yasalardaki boşluklar giderilmelidir.

Darbelerin üç ayağı;

1- Otorite boşluğu
2- Darbeyi seçenek olarak öngören hukuki dayanaklar
3- Cuntacı kadrolaşmadır.

Üç ayaktan ikisi yani cuntacı kadrolaşma ve yasal dayanak Türkiye’de mevcuttur.

Otorite boşluğu için plan yapanların beklentilerini söndürmek gerekiyor. Kurmaylar siyasi internet sitelerini ‘Milli Siyaset Belgesi’ne dayanarak hazırladılar.

Siyaset bunu gördü. Artık beklemenin anlamı yok. Doğruları yapmak için bugünden daha iyi bir zaman bulunamaz.

Oluşan darbe beklentileri gidermek için İç Hizmet Kanunu 35 nci maddesi ve Milli Siyaset Belgesi gibi yasal dayanakların ortadan kalkması gerekir.

Böylece yeni duruma uyum sağlayamayan darbeci kadroların tasfiye edilmesi kolaylaşır. Aslında bu icraatlar en çok Genelkurmay Başkanını rahatlatır, açıkça ifade edemezse de.

Ayrıntılı bilgileri www.as-der.org ve www.adnantanriverdi.com da bulabilirsiniz.

Prof.Dr. Nevzat Tarhan – Haber 7
ntarhan@gmail.com

Bu da Kemalist Hazımsızlık !

gül-erdoğan
Avrupa Türkiye Cumhuriyet Kadınları Derneği, Cumhurbaşkanı Gülün eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan Erdoğanın eşi Emine Erdoğan ile diğer başörtülü bakan eşleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Avrupa Türkiye Cumhuriyet Kadınları Derneği, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile diğer türbanlı bakan eşleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman tarafından basına dağıtılan suç duyurusu dilekçesinde, Hayrünnisa Gül, Emine Erdoğan ve diğer türbanlı bakan eşlerinin Türkiye’yi temsilen gittikleri yurtdışı gezilerde, ‘kıyafet yasası’na uymadıkları belirtildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilen suç duyurusu dilekçesinde şöyle denildi:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen gittiğiniz yurtdışı gezilerde, kamu görevinde bulunduğunuz için ‘kıyafet yasasına’ uymak mecburiyetindesiniz. Fakat iktidara geldiğinizden bu yana, çağdaş Türk kadını görünümünden çok uzak, tam tersi bir tutum sergileyerek tüm İslam ülkelerinden bile geride olduğumuz imajını verdiniz. Sizin giyim tarzınıza saygı duymakla birlikte Türk kadınını temsil etmediğinizi bir kez daha vurgulayarak artık Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetinin laik, çağdaş Türk kadınları olarak cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyor ve suç duyurusunda bulunuyoruz.”

YORUM :

Her taşın altından çıkan CHP’li Canan Arıtman bu seferde yine çamları devirip taşların altından çıkmaya devam ediyor.
Rabbim şerlilerin şerrinden muhafaza etsin.

Türkiye tarihi günler yaşıyor.Erhan BAŞYURT yazdı…
askerler
Eylem sürecinde suçüstü yapılan yeni bir darbe planı ile karşı karşıyayız.
Halka tuzaklar kurarak hükümeti devirmeyi amaçlayan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” ıslak imzalı olarak artık savcıların elinde.
Vatansever bir subay, geçmişte içerisinde yer aldığı “Cunta”nın bütün pisliklerini, orijinal imzalı belgelerle birlikte savcılara ulaştırdı.
“Çağrılırsam ifade vermeye de gelirim” diyen bu subayın, savcılara yazdığı ihbar mektubu dün haber merkezimize de ulaştı.
Yürümekte olan bir soruşturma süreci olduğu için yayınlayıp yayınlamamak konusunda Yazı İşleri’nde çok tartıştık.
Vardığımız kanaat, kamuoyu çıkarının tartışılmayacak kadar büyük olduğu ve yayınlamanın üzerimize sorumluluk olduğu şeklinde.
Önümüzde dünyanın en saygın gazetelerinden New York Times’ın “Pentagon Papers” olarak bilinen gazetecilik örneği var.
ABD, Vietnam’da savaş halindeyken, 1971′de savaş yanlılarının halkı aldattığını ortaya çıkaran Savunma Bakanlığı raporunu yayınladılar.
Dönemin hükümeti “ulusal güvenlik” gerekçesiyle yayın yasağı koymaya çalıştı.
New York Times’a önce Washington Post ardından da diğer gazeteler aynı belgeleri yayınlayarak destek verdi.
Sonuçta, ABD halkı kazandı.
ABD ordusu bir bataklıktan kurtuldu.
Kamu yararı her şeyin önüne geçti.
Gazetemize de ulaşan tarihi nitelikteki “ihbar mektubu”nu işte bu duygu ve düşünceler ile yayınlıyoruz.
Gayemiz ne “TSK’yı yıpratmak” ne de “Bağcıyı dövmek.”
Yayınlıyoruz çünkü “Peygamber Ocağı” olarak gördüğümüz ordumuzu seviyoruz.
Halkı ile arasına bariyerler koyan kirli cunta girişimlerinden ve can güvenliğini sağlamakla mesul olduğu halka tuzaklar kuran çürük elmalardan kurtulmasını istiyoruz.
Gelelim mektubun içerisinde yer alan kanı donduracak 11 itirafa…
1- Düşmanla mücadele amaçlı kurulan Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı darbe amacı güden bir “cunta” tarafından kullanılıyor. Düşmana değil halka psikolojik harekât uyguluyorlar.
2- Cunta halen mevcut olan bir taburda faaliyetlerine aktif olarak devam ediyor.
3- Hükümeti devirmek amaçlı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” Albay Dursun Çiçek’e emir-komuta zinciri içerisinde yazdırıldı. Emir İkinci Başkan’dan geldi, iki general de katkı sağladı.
4- Belgenin fotokopisi ortaya çıkınca, “Bilgi Destek Birimi” adı altında faaliyet gösteren Albay Çiçek’in birimi üst amirlerin kontrolünde önce delillerden arındırıldı, sonra arandı.
5- 40 torba gizli belge ya da “kirli belge” önce doğrandı sonra yakıldı. Soruşturmayı yürüten sivil savcılara temizlenmiş bilgisayarların hard-disk kopyaları gönderildi.
6- Belgeyi hazırlayan birimde görev yapanlar korundu. Terfi ettirildi. Buna karşılık, haberi yapanlar “TSK’yı yıpratmakla” suçlandı. Belgeyi yazanlar değil, ortaya çıkaranların cezalandırılması istendi.
7- Skandal “Eylem Planı” ile ilgili deliller yok edildiği gibi, karartma çalışması da uygulandı. Belgenin sahte olduğunun iddiası için özel bir grup kuruldu, gerekçeler üretildi. Kamuoyuna ve basına sızdırılarak, gerçek belgenin “komplo” amaçlı “kâğıt parçası” olduğu şeklinde şüphe uyandırması sağlandı.
8- Benzer bir olay yine Albay Çiçek imzalı Sivil Toplum Kuruluşları’na yönelik fişlemede de yaşandı. Çiçek’in bu andıçı da emir-komuta zinciri içerisinde hazırlattığı tespit edildi. Kendisine herhangi bir ceza verilmedi. Söz konusu resmi soruşturmanın belgesi savcıya gönderilen ekler arasında yer aldı.
9- Devletin vali, kaymakam, hakim ve savcıları da dahil, Cunta ekibi halkımızı tek tek fişledi.
10- Cunta’nın 2007 Eylül ayındaki faaliyetlerine bazı akademisyenler ve CHP yönetiminden bazı politikacılar da katıldı. Savcılara gönderilen ek belgede, yapılan bu ortak çalışmalardan birisine de yer verildi.
11- Aktütün ve Dağlıca karakol baskınları, Çukurca’da mayın patlaması (Bu olaylarda toplam 34 şehit verildi) ve Poyrazköy cephaneliği gibi skandal eylemlerin içerisinde de Cunta bizzat yer aldı.
Hepsi birbirinden korkunç iddiaları bu şekilde özetlemek mümkün…
O halde “Derin PKK-Ergenekon-Cunta” üçgeni ortaya çıkıyor. Canımızı teslim ettiğimiz ordumuza sızan darbeciler, halkını arkasından vurmuş demektir. İtiraf mektubunda yer alan en korkunç iddialardan birisi bu…
Diğeri de “ana-muhalefet” partisinden bazı siyasetçilerin seçimle alt edemediği hükümeti devirmek için “Cunta” ile işbirliğine gitmeleri. Demokrasi dışı arayışlara yönelmeleri… Eminin Deniz Baykal’ın bunların kimler olduğunu ve ne çalışması yaptığını kamuoyuyla paylaşacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hepsi belgeli olarak bir mensubu tarafından savcılara ulaştırılan bu iddialara bigâne kalmayacağına inancım tam. Eylem Planı’yla ilgili iddiaların aksine, hukuki sürecin önünü açacağına düşünüyorum.
Zaten mektubun tek sevindirici yanı da bu…
Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde de halkına savaş açan “Cunta”nın verdiği rahatsızlık büyük. Onlar da TSK’nın asli görevinden sapmaların kuruma büyük zarar verdiğine inanıyor.
KAYNAK: http://www.bugun.com.tr/haber-detay/81825-kani-donduracak-sok-itiraflar-haberi.aspx (26.10.2009)

Eski Gönderiler »