BUYRUN BURDAN ÇİĞNEYİN

Ocak 25, 2012 Yorum yapın

Birçok kişide sakız çiğneme alışkanlığı var. Eski sakızlar faydalı idi ama yeni nesil sakızlar böyle mi acaba? İçlerinde bulunan birçok kimyasal madde sağlığımız için ne kadar tehlikeli. Yoksa zehir mi çiğniyoruz. Bültenimizin bu sayısında eski bir sakızsever olan Ata Kemal Şahin’in yeni nesil sakızların zararlarını anlatacak.

BUYRUN BURDAN ÇİĞNEYİN!

Ben sakızı, nam-ı diğer çikleti çok seven çocuklardandım. Hâlâ da koca çocuğum aslında. Elli yıl önce Golden ve Zambo sakızları vardı. Golden muz kokulu, Zambo ise kakaoluydu. Ne özenliydi ambalajları. İnce kesimliydiler ve metalik renkte varaklara sarılmışlardı. Üzerlerine de sakızın adının bulunduğu kâğıtlar geçirilmişti. Golden’in kağıdında fötr şapkalı bir sihirbaz kız, Zambo’da ise kulaklarında iri halkalar olan bir zenci kız vardı. Varakla kağıdın arasından da ince kartona basılmış bir artist ya da şarkıcı resmi çıkardı. Biz de aramızda Artist/Şarkıcı Değiştirmece ve Ters/Yüz diye oyunlar oynardık. Sakız çiğnerken, kim daha büyük balon şişirecek yarışması da yapardık. Kızlara hava atmaya çalışırken patlayan balonun yüzümüze yapışmasıyla da tüm karizma yerlere serilirdi.

Tahsil hayatım boyunca da cebimde sakızım hep oldu. Artık balon şişirmiyordum, cak cak da çiğnemiyordum ama ağzımda gezinmesi açlık hissimi gideriyordu! Anadan-babadan uzak diyarlarda tok olmak mümkün müydü! Falanca holdingin veliahtı değildim ki ben!

İş hayatım süresince de çantamda, çekmecemde ve arabamın torpido gözünde mutlaka bir-iki kutu sakız oldu. Yarım saatte bir devinim yapsa da ağzımda, varlığı farklı bir güven veriyordu.

Ben hiç sigara içmedim. Ama sigarayı bırakanların da en iyi dostuydu sakız.

Çocukluğa vedayla birlikte naneli sakız çiğnemeye başladım. Yurt dışında keskin naneli sakızlar bulmak mümkünken, ülkemizde ancak nanemsi sakızlar bulunabiliyordu. Geçenlerde ünlü bir markanın sakızını aldım. Satıcı, aldığım sakızın oldukça keskin naneli olduğunu, bir süre ağzımda şeker gibi tutmamı ve hemen çiğnemeye başlamamamı tavsiye etti.

Meraktan kutuyu oracıkta açtım ve ağzıma bir draje attım. Gerçekten de olağanüstü keskindi. Kısa süre sonra burnumda akıntı, gözlerimde yaşarma oldu ve arka arkaya en az 10 kez hapşırdım! Sonra o keskinlik gitti ve çiğnemeye başladım. Tüm alerjik semptomlara (belirtilere) rağmen keskin lezzeti baştan çıkarıcıydı.

Belki şaşıracaksınız ama neredeyse yarım asırdır sakız çiğneyen ben ilk kez bir sakız kutusunun üzerindeki içeriği okudum. Gözlükle dahi okumaya imkan yoktu, büyüteç kullandım! İçerdiği maddeleri araştırdım ve yurt dışındaki forumları da okudum. Saat gece yarısını geçiyordu ki şakaklarımda oluşan ter damlalarını sildim ve kutuyu da çöpe attım!

Hadi önce tansiyonunuzu kontrol edin, sakinleştirici kullanıyorsanız alın ve sağlamca oturun. Size, kasa önlerinde mızırdanan çocuklarınızın çiğnediği; çalışırken, araba kullanırken, yemeklerden sonra sizin de çiğnediğiniz o 2-3 gr ağırlığındaki sakız drajesinin içinde neler var, onu anlatacağım! 

Maltitol: Tatlandırıcı. Şeker alkolü. Sigaranın içinde de bulunur. Kan şekerini yükseltir. Baş dönmesi, baş ağrısı, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına neden olabilir.

 

Sorbitol: Tatlandırıcı. Şeker alkolü. Kan şekerini yükseltir. Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına ve diareye (ishal) neden olabilir.

Ksilitol: Tatlandırıcı. Şeker alkolü. Kan şekerini yükseltir. Diareye neden olabilir.

Mannitol: Tatlandırıcı. Şeker alkolü. Öldürücü kalp krizlerine neden olabilir. Merkezi sinir sistemi depresyonu ve deri yanığı oluşturabilir.

Aspartam: Tatlandırıcı. Şekerden 200 kat tatlı. %40 Fenilalanin içerir. Kanser riskini arttırır. Sinirsel uyarıcı, unutkanlık, beyin faaliyetlerini bozucu, depresyona neden olabilir.

Asesülfam-K: Tatlandırıcı, Şekerden 200 kat tatlı. Sentetik tuz. Kalp rahatsızlıklarına neden olabilir.

Sukraloz: En yeni tatlandırıcı. Şekerden 600 kat tatlı. Kanserojen, alerjen.

Sakız mayası: Petrol bazlı. Sentetik kauçuk polimer.

Nane aroması: Naneli sigaralarda da bulunur. Beden ve ruh dengesinin bozulmasına neden olabilir.

Sığır jelatini: Alerjik ve astımlılar için önerilmez. Kemiklerin kaynatılmasıyla elde edilir. Türkiye’de üretimi yoktur ve ağırlıklı olarak Avrupa’dan ithal edilir. Eminim ki Avrupa ülkeleri de ucuz ve bol domuz varken sığır kemiği kullanmaya pek meraklıdır!!

Gam Arabik: Kıvam arttırıcı,

Gliserol: Tıbbi gliserin. Bir nevi alkol. Patlayıcı madde yapımında da kullanılır.

E171, E133 renklendirici: Kanser riskini arttırır. Davranış bozukluklarına ve hiperaktiviteye neden olabilir.

Soya lesitini: Kıvam arttırıcı. Alkol içerir. Soyanın genleriyle oynanmış olabilir.

Şellak: Kokkus Lakka isimli böceğin salgısı. Boyacılıkta ve mobilyacılıkta vernikleme işlerinde kullanılır. Deri tahrişine neden olabilir.

Karnauba Mumu: Yüzey sırlama maddesi. Alerjik semptomlara neden olabilir.

E320 antoksidan: Petrol bazlı. Kolesterolü arttırır. Bebek mamalarında kullanımına izin verilmemektedir. Kanserojen, estrojen. Hiperaktiviteye, alerjik reaksiyona neden olabilir.

Fenilalanin: Amino asit. Nörotoksik etki. Çocuklarda zeka gelişimini olumsuz etkiler. Beyin hasarı, uyuşukluk, ödem, deri lezyonları, karaciğer büyümesine neden olabilir.

Tabii, tüm bu risklerin aşırı kullanımda ortaya çıkabileceği belirtilmektedir. Peki, günde bir paket sigara içersem zararlı ama 3 sigara içersem zararsız diyebilir miyiz?

Bazı sakız kutularında uyarılar da görmek mümkün.

Hamileler ve bebekler yapay tatlandırıcı içeren gıdalar tüketmemelidir. Yani, sizden umudu kestik, bebeklerinizi koruyun mu demek bu?

Sakızdır. Yutmayınız. Nasıl yani!! Hangi çocuk sakız yutmaz!! Ben bile kazara yutuyorum. Ama siz yutmayın; çünkü sakızlar çiğnemek içindir, yutmak için değil! Sentetik kauçuğu mide hazmedemez!

Bir de resmi bakanlık tebliği var: Sakıza %10 veya daha fazla şeker alkol eklenmiş ise “Aşırı tüketimi Laksatif etkiye (ishal) neden olabilir.” ifadesi, kullanılan tatlandırıcı içerisinde aspartam var ise “Fenilalanin içerir.” ifadesi kutunun üzerinde yer almalıdır. Çünkü Fenilketonüri (PKU) hastalarının aspartam içeren ürünleri tüketmesi risklidir. hastaları hastalarının

Bu karanlık tablodan sonra sanmayın ki sakız çiğnemeye veda ettim. Zamanda yolculuğa çıktım ve kendimi aktarda buldum. Doğal damla sakızı aldım. Ağza atıldığında biraz sert ama hemen yumuşuyor. Kilosu 700 lira. Ben beş liralık aldım. Orantısız şekil ve ebatta 17 adet çıktı. Yani tanesi 29 krş. Piyasadaki sakız drajelerinin tanesi de 15-20 kuruşa geliyor zaten. Sağlığınız için fazladan 10 krş vermez misiniz? Bir de her derde deva Kenger Sakızı var. Onu da deneyeceğim. Fakat görsel hiçbir albenisi olmayan bu doğal çözümlere çocukları nasıl ikna ederiz, bilemiyorum!

Sakız Neolitik Çağ’dan bu yana biliniyor, katkı maddelerinin geçmişi ne ki. Ve tamamen doğal bir sakız çiğnediğinizi düşünün, faydaları saymakla bitmez.

- Kilo kontrolünde yardımcıdır. Pratik, ucuz ve düşük kalorilidir. Şekerli sakız dahi 5-10 kaloridir.

- Sakız çiğnemek iştahınızı kontrol etmenizi sağlar.

- Öğünlerde daha az yemenize neden olur.

- Kalori harcatır. Sakız çiğnemek saatte 11 kalori yakmanızı sağlar.

- Konsantrasyonu ve odaklanmayı arttırır, stresi hafifletir.

- Beyne giden kan oranını arttırır.

- Ağız ve diş sağlığını etkiler. Nefesinizi ferah tutmanıza yardımcı olur. Vücuttaki en güçlü savunma mekanizması olan tükürük salgısını arttırır. Özellikle şekersiz sakız ağız sağlığını birçok yönden destekler. Plakların, çürüklerin ve lekelerin oluşumunu önler, diş minesindeki mineral bozukluklarını onarır.

Biz Sakız Adası’ndan çıkan mastikayı (doğal damla sakızı) ancak aktarlardan alabilirken, doğal sakızlar yurt dışında seri olarak üretilmektedir. Bu sakızların içinde yapay renklendirici-koruyucu-aroma bulunmamaktadır. Günümüz sakızlarında sentetik kauçuk polyisobutylene kullanılırken (basket topundan bir parça çiğnemek ister misiniz?) doğal sakızlarda Manilkara ve Sapodilla ağaçlarının öz suyu kullanılmaktadır. Aspartam ya da diğer yapay tatlandırıcılar kullanılmamaktadır.

Artık gdo’lu ürünlerden fellik fellik kaçıyoruz ve organik domates, salatalık, biber alabilmek için de Ekolojik Pazarlara koşuyoruz ama hemen yanı başımızda duran bombanın farkında değiliz! Üstelik zararı en çok görecek olanlar da çocuklarımız. Sadece sakızlar değil, tüm şekerlemeler aynı katkı maddeleriyle dolu. Büyük marketlerde sakızların, şekerlemelerin kasa önüne konmasının tek nedeni de çocukları yakalamak!! Ne acımasızca, değil mi?

Pazar değeri 1 milyar liraya yaklaşan sakızı ülkemizde nüfusun %40′ı çiğnemezken, her gün çiğneyenlerin oranı sadece %15′tir. Peki, bu potansiyeli görerek ülkemize yatırım yapan yabancı şirketler saydığımız zararlı maddelerden arınmış doğal sakız üretemezler mi?

Üretebilirler tabii de, insan sağlığının paradan değerli olduğu nerede görülmüş!!

Bir bavul aspartam’ın bir kamyon doğal şekere eş değer olduğunu düşünecek olursak, üretici firmalara nasıl bir maliyet avantajı getirdiğini anlayabiliriz.

Kuruşlarla, lokantalarla, marketlerle ilgili onca blog yazdım. Yel değirmenlerine karşı savaştığımı ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi biliyorum ama hiç değilse, artık beni kandıramayacaksınız diyorum ve yakın çevremi de uyarıyorum.

Sizlere de söylemiş oldum !

Ata Kemal Şahin

Vefa’ya Selam

Ocak 6, 2012 Yorum yapın

Ey ehl-i vefâ,
Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salât (rahmet ve senâ) ederler. Ey imân edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin. [Ahzâb:56]

Ümmideyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz
Sermaye-i imânı tebâh eylemeyiz biz
Bâbın koyup ağyâre penâh eylemeyiz biz

Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz

Kıble-i ehl-i safâ oldu Cenâb-ı Mustafâ
Kâ’be-i kûy-i vefa oldu Cenâb-ı Mustafâ

Ruhu pâk Hazret-i Sâhibu’l vefâ râ salavât
Allahumme salli ala seyyidina Muhammed

Hz. Pir Cenâb-ı Destgîr-i Münir Mevlana(ks) efendimiz, bir konuya dikkat çekmek, mânâya kuvvet katmak dilediklerinde “Vefâ’ya yemin olsun ki…” diye yemin edermiş. Vefâ, insanoğlunun “Bezm-i elest”ten getirdiği bir hissiyat. Alemlerin Rabbinin “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” suâline “Kâlu belâ” evet cevabını verip bu ahde vefa gösterenler iki cihan saadetinin sahipleridir. 

Yıllar var ki cumayı bayram bilip bir mektup uzunluğunda ziyaretinize geliriz. Aşk kapılarıyla açılan yolda, bir hukukumuz, bir muhabbetimiz vardır aramazda elbet… Hak erenler şahit olsun ki: Biz vefa’ya îtibâr edenlerdeniz. Soluklanmadan vefâ ile çaldığımız kapıdan geçip bu ruh kanatlarıyla sefâ’ya varalım. Hoşgeldiniz sefâlar bulasınız efendim.

Cism-i pâk Hazret-i Sultanul enbiyâ râ salavât
Allahumme salli ala seyyidina Muhammed

Serlevha ayette zikrolunan manay-ı münîfi, ehl-ilim şöylece izah etmişlerdir: Allah’ın Peygamber’ine salât etmesi demek: “Allah, Peygamber’ine karşı çok merhametlidir. Onu över, onun işlerini bereketli kılar, ismini yüceltir ve onun üzerine rahmeti indirir. Melekler’in salât etmesi; Onlar Peygamber’i (sav) çok severler. Ona en yüce makamları vermesi, dininin yayılıp gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler.” manasınadır.

الصَّلَاةَ (salât) lugatte Salât kelimesi alâ eki ile kullanıldığında üç anlama gelir: 1) Birisine yönelmek, bir kimseye sevgiyle yaklaşmak ve onun üzerine eğilmek 2) Bir kimseyi yüceltmek 3) Bir kimse için dua etmek…  وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا Selâm’dan maksat ise O’nun iyilik ve emniyeti içinde olun. Ona karşı çıkmaktan sakının ve samimiyetle ona boyun eğin, yolunca gidin demektir.

İsmi pâk Hazreti Ahmed ü Mahmud ü Muhammed râ salavât
Allahumme salli ala seyyidina Muhammed

Habib-i Kibriya Efendimiz bana çok salât edenleri tanırım buyurmuşlar. Buradaki salâttan maksat nedir? Salâttan maksat Resulullah Efendimizi anmak demektir. Peygamber Efendimizi yâd edeceğin vakit “Muhammed, Muhammed” diye seslenemezsin. Ancak salat ü selâm getirirsin. Bu da Efendimizin rahmetine vesiledir. O yüce sultanım, derde dermanım ümmetine o kadar düşkündür ki bana salat ü selam getirirseniz sizi daha iyi tanırım, beni unutmayınız zira benimle kazanacaksınız buyuruyor… Her salat ü selamla biraz daha O’nun ruhu ile aşinâ, biraz daha O’nun tevhid gemisine yakın olup bir o kadar da hayvani sıfatlarımızdan uzaklaşırız.

Bir fidan bitiverdi birden. Birdenbire böyle bir âb-ı hayat kaynadı, coştu. Ansızın padişahlar padişahından lûtuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye başladı. Hazret-i Mustafa’nın aziz ve mukaddes ruhuna salâvat… İlâhi sıfatların nakşedildiği o ruh, Muhammed Mustafâ’nın nûrundan insana (geçip) can oldu. Can olduğunda sevincinden diyordu ki Hazret-i Mustafa’nın aziz ve mukaddes ruhuna salâvat [Hz. Pir Mevlana]

Şevk ile salâtlar: Mü’minlere Rauf ve Rahim olan;
Aşk ile selâmlar: Alemlere Rahmet olan Habibullah’a…

İbni Şihâd (ra)’dan rivayet edilmiştir. Resûlullah’ın şöyle buyurduğu bize ulaştı: “Cuma gecesi ve cuma günü bana çok salât ü selâm getiriniz. Çünkü gece ile gündüz sizin salât ü selâmınızı bana ulaştırırlar. Toprak, peygamberlerin cesetlerini çürütmez. Hiçbir müslüman yoktur ki, bana salât ü selâm getirsin de onu bir melek yüklenip bana ulaştırmasın ve o kimsenin ismini bana söylemesin. Hatta melek “falan şöyle şöyle diyor” der.

Madem Hz. Peygambere salâvât getirmek, Allah Teâlâ ve melekler ile aynı işte birleşmek demektir; ne fevkalâde, ne heyecan verici bir birlikteliktir bu… ve madem isimlerimiz Huzur-u Nebi’ye çıkmaya namzet ne büyük şereftir bu…

Asıl cimri, ben yanında anıldığım halde üzerime salâvât getirmeyendir. [Hadis-i Şerif]

İşte O’nu unutarak yaşayan, bu büyük şeref ve en az on misli ile mukabele görmek ikramından kendisini mahrum eden gafil ya da bedbaht Müslümanları da Sevgili Peygamberimiz fevkalâde etkili bir şekilde uyarıyor… Bu itibarla bizlerin O’na karşı en mühim şükür ve vefâ hukûku, O’nu her şeyden, hattâ canından daha çok sevmekle başlıyor… Böylece, ism-i şerifi her anıldığında O’na cân ü gönülden salât ü selâm getirmek, her dem O’nu anmaya, anlamaya fırsat kollamak, O’nun örnek şahsiyetinden feyz alarak bir Peygamber âşığı olarak yaşamak, bizler için bir mü’min karakteri, şahsiyeti, hayat düstûru, feyiz ve rûhâniyet kaynağı olmalıdır. Zîrâ bu dünyada O’nun âlemleri kuşatan rahmet ve şefkatine, âhirette de şefaat-i uzmâsına muhtacız.

Cenâb-ı Hak, gözlerimizi ve gönüllerimizi, ömürlerimizi, şahsiyetlerimiz Nûr-i Muhammedî ile nurlandırsın! O Peygamberler Sultânı’na ümmet olma şerefinin şükrünü îfâ edebilmeyi cümlemize nasîb eylesin. Asrımızı ve neslimizi Nur-u Nebî ile le feyizlendirsin.

Leyle-i Cuma mübarek bâd, mah-ı sefer mübarek bâd, meydanlarımız kûşâd ola, çerağlarımız rûşen ola, seyrân-ı süluklarımız âsan, Hazreti Pirin himem-i aliyyeleri üzerlerimize sâyeban ola, Cümlemiz iki cihanda aziz ola. Hepsi sence malum olan hastalıklarımız var, cümlesine misilsiz şifalar ihsan u inayet ola. Rahmet kapıları, merhamet kapıları, saadet ve maişet kapıları üzerlerimize feth u kûşâd ola. Aşk-ı Mevla, Nuru Nebi, Kerem-i Hazeratı Ebubekr, Ömer, Osman, Ali, Gülbank-ı Muhammedi, Dem-i Hazreti Pir, tekabbel minna Kerem-i Mevlâ

Bi ismi zâtike, Ya Allah huu

Biz de umutrehberi olarak, aynayı tutanın himmetiyle her cuma geçtiğimiz yollardan bir hali ve münasip bir makamdan salavat-ı şerifi paylaşmak niyetindeyiz, umulur ki cumadan ömre bir yayılan nur ömr-ü azizimiz nur eyler de şahsiyetlerimiz dahi bereketleniverir.

Bu haftanın nasibi Neyzenbaşı Ali Doğan ERGİN bestesi Nihavend Salavât imiş:

Biz her Cuma kapınızı çalamasak da, sizleri haftalık azığını almak üzere fakirhaneye bekleriz efendim…

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân, Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma, Saferü’l Hayr, ömür ve şahsiyetlerimiz, âhir ve âkibet, zâhir ve bâtınlarımız hayrola,

Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Hâmiş: Taklid-i Muhammedi yolundan Ruh-u Nebi ile arayı iyi etmek isteyen can dostlarımıza tavsiyemizdir: Ay büyürken sobaya odun atmayasınız! Gözümüzün nuru Efendimiz, ay ortalarında, (Arabi ayların 13-14-15. günleri) mehtaplı gecelerde oruç tutarmış. Saferü’l hayr ayı için 7-8-9 Ocak 2012′e tekabül ediyor. Cumartesi’den başlayarak halimiz O’nun hali, dilimizde “yâd-i hayali yar” terennümünde nihavend salavât ile bir hoş olasınız ya huu

KAYNAK :http://umutrehberi.wordpress.com/

Categories: AHMET TÜRKAN, İSLAM

AFOROZ’MALAR

Ağustos 1, 2011 Yorum yapın

Kulunu aldatan, Allah’ı da aldatmaya çalışır. Aldatan azınlıksa, vicdan azabı; çoğunluksa, teamül oluşur. Bir alışkanlık, diğerine çabucak dönüşüverir.

Allah’ın demokrasiye ihtiyacı yoktur: sadece “Ol!” der “ve olur.” Demokrasi aciz kulların rejimidir. Ceberut rejimlerden kaçmak için bir sığınaktır. Dar bir sığınak, ama en azından dikte edilmekten korur. Daha iyisi bulunana kadar bu böyledir. Geçime dayalı seçim taraftarlığı, demokrasi değil, toplum mühendisliğidir. Vergiden çalan, zekâttan da çalar. “Zulüm” lafı epey zulme uğradı. Adaletin tersine, “zulüm” denir. Zulüm de bile adil olmak kendi başına bir meziyettir. “Zalim”le “mazlum” arasındaki fark, temelde tarafların gücündedir. Şirazesi oynamış toplumlarda, tarafların aradıkları adalet değil, “ötekine” zulmetme gücüdür. “Şeffaflık” taahhüdü, bu ülkede en ketum işleri gizler. Demokrasi, totaliter azınlıkların en sevdiği tahterevallidir. Çoğunluğu yere batırmak için azınlıkça kullanılan bir “sıklet” ekler. “Benim halkım” ifadelerindeki sahiplenme çoğu zaman, “benim halk ettiklerim”e denk bir anlam taşır. Türkiye’de demokrasi teorisini Batı’dan, uygulamasını Doğu’dan alır. Müslümanlar teorik olarak Darvinizmi reddeder. Muhafazakarlık ise, sosyal Darvinizme derinden inanır ve hayatlarında ihlâsla uygular. “Şeffaflık” modada revaçtadır, ama siyasette ketumluk esastır. Biri açarak güzelleştirir, diğeri kapatarak açılım yapar. İngiliz siyaseti son dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyetinde etkiliydi. Şimdilerde Amerika yüzüyle yeniden gündemde. İngiliz dili yerine siyasetini öğrenmek evladır. Lawrence aramızda! Sadece ismi hidayete erdi. Hindulara logaritma cetveli ezberlettiler, Türklere de tarih yalanlarını. İkisi de kast sistemini böyle oluşturdu. İkisi de kastların yapısını değil, kasttaki yerini tartışır hâlâ! Allah’ın görülmezliği İslam’da esastır. Lakin dönem dönem kullara aktarılan bir ulûhiyet vardır. Siz yine de sadece “Allah’a rağbet ediniz!” Modernite bu ülkede, cep telefonu, LCD TV, dört çeker araba ve giysiden ibarettir. Hepsi de görüntüle(n)me mekanizmalarıdır. Eski dönem ve yeni dönemde değişmeyen tek şey, “sizin taptıklarınız ayaklarımın altındadır!” diyenin derisinin yüzülmesidir. Sıffin savaşında Hz. Ali ve Hz. Ayşe tarafları karşılaştıklarında, ikisi de “Allah bizimledir!” diyorlardı. Kur’anda “O (Resul) kendiliğinden bir şey söylemez. Ne söylerse O, kendine vahyedilendir”, der. Arkadaşları bazen sorardılar Hz. Peygambere: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu Allah mı emretti? Yoksa senin fikrin mi?” O’nun kul olduğunu hiç unutmadılar. Allah da unutturmadı. Ne O şaşırdı. Ne de onlar! Hadislerin sonradan kaleme alınması, ayetlerle karıştırılma korkusundandı. Birilerinin her söylediğinin “Nass” hükmünde olması sonradan oldu. Firavun’la Musa’yı Müslümanlar hiç tarihte karıştırmadılar. Ancak ıskaladıkları oldu. Muaviye ile Ali taraftarları arasındaki fark dinden değil, dini iktidara alet etmektendi. Kütübü (kitapları) tanımayan toplumlar, “kutup”ları rehber edinirler. Yazılı ve şifahi kültür farkıdır bu. Önce totemlerini oluşturur toplumlar, sonra tabularını. Artık yarış totemler ve tabular arasında devam eder. İnsanlar sadece enstrüman olarak kalır. “Babıali” 1980’lerde bitti. “Basın” 2000’li yıllarda. “Medya” olduktan sonra küresel aracılığa dönüştü. Babıali, temelde devlet organıydı; Basın, hükümet organı. Medya ise, küresel sermayenin. “Devlet” bitmiştir! Artık devlet başkanı yerine, bir şirket-ülkenin CEO seçiminden söz edilebilir. Küresel borsa oyunları kadar, devlet CEO’ları da değişkendir. Eğer bir toplumda siyasal parti, dernek, cemaat ve tarikat lideri, kendi başına gerçeği temsil ediyorsa, o toplumda totemcilik vardır. Evet, o da bir dindir! Müslümanları yanıltan şey, “cahiliye dönemini” sadece geçmişte bir devirden ibaret saymalarıdır. Cahiliye ölmedi, azaldı, çoğaldı, sadece şekil değiştirdi. Eskiden “vatan sevgisi imandan” idi. KGB’nin en adaletli olduğu uygulama, sadece normal halka değil, aynı zamanda KGB elemanlarına da gammazlık yaptırarak korku salmasıydı. CIA’nin Ortadoğu’da adil davrandığı konu da, hem darbeleri hem darbe karşıtlarını–arada mola vererek–desteklemesi olageldi. Küçük insanlardan oluşan topluluklar, büyük olmazlar. Sadece “küçük insanlar topluluğu” olurlar. Yüz tane bağlamanın bir arada çalınması, ortaya senfoni çıkarmaz. Sadece, aynı sesi çoğaltmış oluruz. “Uyumlu” olmak, uyumaktan ibaret değildir. Başarılı bir propaganda mekanizması, uyanışı uykuya dönüştürmekte ne iyi yoldur. İnsanları sahurda davulla, iftarda Rock’n Roll’la uyutmanız mümkündür. Karanlık Çağlarda Kilise tartışılmazdı. Rönesans döneminde Aristo tartışılmaz oldu. Bir karanlıktan diğer karanlığa geçiş, öylesine kolaydır! Kendi başına insan olmayanların, başkalarıyla birlikte olması onu insan yapmaz. Sadece ortak bir nokta bulmuş olurlar. Sokrat’ı mahkum etmek isteyen Meletus’u, bugün ancak özel çabası olanlar bilirler. Sokrat’ı ise, hemen herkes bilir. Sokrat kendini yalanlarla mahkûm etmek isteyenlerin toplamından daha şerefli bir insandı. Ölümünü bile onların eline bırakmadı. Şerefi satın alma çabası insanı müşerref kılmaz. Fikirleri cezalandırmak isteyenlerin en büyük belası fikirsizlikleri olmuştur. Fikir olmayınca, sadece dil hizmet eder. Karanlığın çocuklarına aydınlık bir tehdit olur da, yarasa misali sesleriyle, fısıltılarıyla yol bulurlar sistem içinde. Sonra yok olur, giderler. Askeri darbeciler ile sivil darbecilerin benzerliği: ikisi de oligarşiktir. Hem meşruiyetlerine inanmaz hem de meşru olmak için korkutmak isterler. Karanlığın çocukları, karanlıkta doğar, karanlıkta birbirlerine bakarak korkarlar. Evrim teorisine göre, köpek evrimleşince arslan olmaz. Ama arslan numarasına yatarmış. Piyonla şah oyun sonrasında aynı kutuya giriyorsa, oyunu kazanan onları kutuya koyandır. Selda Bayan’ın “Zilleri Taktı” şarkısını dinleyebildiğimize şükretmek lazım. Küresel kulakların yöresel Midas’ları iş başındalar. (Metin Boşnak – Haber 7)

Gerçek Büyükler Övgü İstemez

Temmuz 28, 2011 Yorum yapın

İSLAM dini övgüleri iyi görmez.
Peygamberimiz “Meddahların (övücülerin) suratlarına toprak saçınız” buyurmuştur.
İslam dini yağcılığı, yalakalığı, pohpohçuluğu, dalkavukluğu çirkin huylar olarak görür.
Gerçek din büyüklerinin övgüye ihtiyacı yoktur.
Övülmeyi istemek, övülmekten hoşlanmak olgunluk alameti değil, noksanlık alametidir.
Bazı İslamî fırkalar, hizipler, cemaatler başlarındaki zatın hiç durmadan, yoğun bir şekilde, gece gündüz, hiç ara vermeden çok daha çok, en çok övülmesini istiyor.
Kendileri de mütemâdiyen (devamlı olarak) reislerini övüyorlar.
Böyle bir şey hikmete uygun değildir.
Övgülerden çok hoşlanmak nefsaniyetle (benlikle) ilgilidir ve mezmum (kötülenmiş) bir haslettir.
Kemalistler M. Kemal Paşa’yı över durur.
Türkiye’de milyonlarca M. Kemal portresi, büstü, heykeli, kabartması vardır.
Devlet din dersi kitaplarına bile M. Kemal’ın resimlerini koymuştur.
Bir kısım İslamcılar da Kemalistlerin yolundan gidiyor, kendi büyüklerinin bitmez tükenmez reklamını yapıyor.
Hattâ bazı zengin cemaatler büyük telif ücretleri ödeyerek kendi büyükleri için ısmarlama övgü kitapları yazdırıyor.
Öyle acayip Müslümanlar var ki, reisleri için bir yığın övgü kitabı yazdırıyor, yayınlıyor ama Resulullah efendimizin siretini, Sünnetini, ahlakını öğretmek için o kadar gayret göstermiyor.
İslam dini birtakım ruhbanların erbab (rabler) haline getirilmesini, tanrılaştırılmasını, putlaştırılmasını uygun görmez.
Gerçek İslam büyüğünün şöhrete ihtiyacı yoktur.
Onun işi Allah iledir.
Onun ücreti Allah’a aittir.
O, ücretini dünyada istemez, ebedî kalınacak yer olan âhirette ister.
Olgun Müslümanların katında insanların övgüleri ile sövgüleri birdir.
İslam’ın temel prensiplerinden biri şudur: Bütün hamdler Allahü Teala hazretlerine mahsustur.
Bugün öyle sahte ve sözde büyükler vardır ki, bir gün övgüsüz kalsalar komaya girerler.
İslam hükeması şöhret âfettir demiştir. Onlar bu âfete deliler gibi tâliptir.
Şöhrete tâlib kişi âqil değil, mecnundur.
Şöhret istemek, şöhret için deli olmak, şöhretsiz yaşayamamak Tevhid ahlakına uymaz.
Biz Müslümanlar Ashab-ı Kiram radiyallahü anhüm ecmaîn efendilerimizi, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn efendilerimizi, gerçek din imamlarını, gerçek ulemayı, gerçek fukahayı, kâmil mürşidleri severiz. Lakin büyükleri erbab haline getirmeyiz.
Gerçek büyüklere İslam’a, İman’a, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete yaptıkları hizmetler dolayısıyla teşekkür ve minnet borçluyuz.
Peygamberimiz ve öteki Peygamberler dışında hiçbir insanı mâsum, lâ yuhtî, günahsız kabul etmeyiz.
Gerçek din büyükleri, bir tür ücret olan ünü, alkışı, pohpohu, övgüyü kabul etmez ve sevmez.
Gerçek büyüklüğün birinci şartı nefs-i emmâresini dizginlemiş olmaktır.
Şöhreti, övgüyü, alkışı, pohpohu nefs-i emmâre ister.
Müslümanlardan hayır ve hizmet parası toplayıp, sonra bunların bir kısmı ile cemaat liderinin reklamını ve propagandasını yapmak çok vahim ve mühlik (helâk edici) bir davranıştır.
Zekat paralarıyla şahıs reklamı ve propagandası yapmak bir cinayettir.
Cenab-ı Hak cümlemize akıl, fikir, vicdan, adalet, insaf nasip buyursun.

Mehmet Şevket EYGİ

Categories: HAYATA DAİR, MAKALE, İSLAM

Kur`an`a Göre Mümin Kimdir?

Temmuz 28, 2011 Yorum yapın

İnsanın anlamı, Allah’a kulluk üzerine kuruludur. Kul olmanın ilk adımı şüphesiz, tertemiz bir inançla inanmak ve ardından şüphesiz teslim olmaktır. Gerçek mümin kimdir? Cevabını arayacağımız en önemli sorumuz bu! Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim ‘gerçek mümin kimdir’ sorusunun cevabını veriyor. İşte Kur’an-ı Kerim ayetlerinde ‘mümin kimdir’ sorusunun kırk cevabı:

1) Allah’a ve Resulüne inanırlar
“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” [Hücurat Suresi, 15]

2) Kitapların tümüne inanırlar
“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz halde sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilir.” [Al-i İmran Suresi, 119]

3) Gayba inanırlar
“Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” [Bakara Suresi, 3]

4) Ahirete kesinlikle inanırlar
“Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.” [Bakara Suresi, 4]

5) Allah’tan başka hiç kimseden korkmazlar
“Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah hesap görücü olarak yeter.” [Ahzap 39]

6) Namazlarını huşu içinde kılarlar
“Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.” [Müminun Suresi, 2]

7) Faydasız işlerle uğraşmazlar
“Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” [Müminun Suresi, 3]

8) Zekâtlarını hakkıyla verirler
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” [Bakara Suresi, 177]

9) Kendilerine verilenden infak ederler
“İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir.” [Kasas Suresi, 54]

10) Ramazan’da oruç tutarlar
“…Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” [Bakara Suresi, 185]

11) Güçleri yeterse Allah’ın evini haccederler
“Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır)” [Al-i İmran Suresi, 97]

12) Allah’ın adı anıldığı zaman kalpleri ürperir
“Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.” [Enfal Suresi, 2]

13) Namuslarını korurlar
“Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.” [Furkan Suresi, 68]
 
14) Anne ve babalarına öf bile demezler
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle” [İsra 23]

15) Mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler
“Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vaat etmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” [Nisa 95, 96]

16) Cihad ettikleri için kınanmaktan korkmazlar
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfüdür. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir” [Maide 54]

17) Tevazu sahibidirler, cahillerle tartışmazlar
“Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm!’ der (geçer)ler” [Furkan 63]

18) Asla yalan söylemezler
“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler” [Müminun 8]

19) Hatalarında ısrar etmezler
“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir” [Al-i İmran 135]

20) Hiçbir ticaret onları, Allah’ı anmaktan alıkoyamaz
“Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alış verişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar buralarda sabah akşam O’nu tespih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar” [Nur 36, 37]

21) Her şeye karşı Allah’ın tarafındadırlar
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” [Mücadele 22]

23) Yalnız Allah’a güvenirler
“De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse müminler, yalnız Allah’a güvensinler” [Tevbe 51]

24) Asıl hedef olarak ahreti benimsemişlerdir
“O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz” [Nisa 74]
 
25) Merhametle davet ederler
“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir” [Nahl 125]

26) Başkalarının ilahlarına sövmezler
“Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rab`lerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir” [Enam 108]

27) Allah’ım haram kıldığı cana kıymazlar
“Meşru bir hak karşılığı olmadıkça Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.  İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız” [Enam 151]

 28) İnananlara ‘sen mümin değilsin’ demezler
“Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mümin değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (Müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” [Nisa 94]

29) Resullerden hiçbirini diğerinden ayırmazlar
“Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kuran’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz”

30) Toplantıda iken izin almadan gitmezler
“Müminler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O halde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” [Nur 62]

 31) Sabrederler
“(Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, Sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir” [Al-i İmran 16, 17]

32) İyiliği emreder kötülükten sakındırırlar
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” [Tevbe 71]

33) Allah’ı hatırlarlar
“Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar” [Araf 201]

34) Kendilerinden olmayanı sırdaş edinmezler
“Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size ayetleri açıkladık” [Al-i İmran 118]

35)İsraf ve cimrilik etmezler
“Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır” [Furkan 67]

36) Herkesin hakkına riayet ederler
“Onlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği haklara riayet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır” [Rad 21]

37) İşleri aralarında istişare iledir
“(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir” [Şura 36, 39]

 38) Ayakta, oturarak ve yan yatarak Allah’ı anarlar
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler” [Al-i İmran 191]

39) Rablerine yalvararak, gizlice, korkarak ve umarak dua ederler
“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez” [Araf 55]

40) Çok az uyurlar
“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi. Geceleri pek az uyurlardı” [Zariyat 15, 17]

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 45 other followers